...Devamı
Bir ömre birkaç dünya görüşü sığdıran, “Amentü”ye kadar toplumcu gelenekten beslediği ajit-prop şiirlerini Türkiye’de siyasal islamın beğenisiyle buluşturmak gibi formüller üretmekle kalmayıp, Sivas katliamının bu ülkenin kalbini onulmaz bir sızıyla incittiği günlerde; “Sivas göklerinde Sırp teyyareleri uçacak mı?” gibi yaralayıcı vurguları, “Kürt sorunu emperyalist bir dayatmadır” veya "Müslüman olmayan Türk de olamaz" gibi gibi saçma beyanlarından tutun da, onun şiirinin mistik mecrasına dek her şey nüanslarıyla alıntılanıp sorulmalı, sorgulanıp tartışılmalıdır...
Oysa ki “satışa” çıkmayan ve asla çıkmayacak bir şeylerimiz olmalı, kalmalıydı…Dikkatle incelediğimizde, bu fotoğraflar onlar hakkında kısaca yazdıklarımın çok daha fazlasını anlatıyorlar bize...Siz olun, onları koruyup muhafaza edecek birileriniz yoksa eğer, eski fotoğraflarınızı yakın…Yakın ki, ne ölenlerin anıları ne de onları işporta tezgahlarından satın alan şairlerin yürekleri incinmesin…
"Bütün örselenmelere, yıkımlara, yanılgılara rağmen kendimi hayat okulunda, insanlığın okulunda, aşk okulunda, edebiyatın okulunda hala yeni yetme bir öğrenci gibi hissediyor ve 2011 yılının son aylarından itibaren yazıyla serüvenimde ikinci raunda hazırlanıyorum..."
Musa Anter'i, 1992 yazı İstanbul’daki evindeyken, katledilmesinden bir ay kadar önce Diyarbakır’dan telefonla arayıp hal hatırını sorduğumda, diyordu ki:”Kötüyüm Yılmaz! Benim asabımı çok bozuyorlar.(...)Gazetesi, bütün yazılarımı kısaltıp sansürlüyor.Bir de beş on kişiyle sık sık gelip evimi işgal ediyor, geceleri de burada kalıyorlar.Bir kitap bile okuyamıyorum!Yakında bırakacağım bu gazetede yazmayı!” Şimdiyse adına ödül koyanlar, katledildiği gece yanına bir refakatçi bile vermemişlerdi…
ş i i r
(Ey hayat, sen şavkı sularda bir dolunaysın Aslında yokum ben bu oyunda, Ömrüm beni yok saysın…)
‘Bu ülke yalnız gençliğini değil, kendi geleceğini de sakatladığı için, bizim Eylül’ümüz yas tutan bir utancın Eylül’üdür…Utanmayanlardan utandığımız Eylül’ dür bu ülkede her Eylül…Ressamın fırçası, öğretmenin tebeşiri, yazarın daktilosu, bir ananın sonsuz şefkati ve ergen bir kızın ilk aşkı bile o Eylül’den pay almıştır… O Eylül ki ,“ah” almıştır…’
New York Universitesi ve Kervokian Yakın Doğu Araştırmaları Merkezi’nin New School ile birlikte 6 Mart 2010 tarihinde New York’ta düzenlediği NAZIM HİKMET VE MAHMUD DERVİŞ konulu uluslararası edebiyat seminerinde Yılmaz Odabaşı’nın yaptığı konuşmanın Türkçe metni.
Evlerin çatıları, kapıları ve perdeleri, sevinçleri, coşkuları olduğu kadar acıları ve yoksullukları da örtüyor. O örtülü kapıların, perdelerin ardında herkes kendi cennetini ya da kıyametini yaşıyor...
İnsan, sözel iletişim ve kültürünü binlerce yıl sonra yazıya dönüştürdü; insanın bilinci, tarihi ve duyarlığı, asıl yazı ile anlam kazandı.Homeros’tan Yunus Emre’ye süren sözel gelenek, ancak yüzyıllar sonra yazıyla buluşabildi.Yazıyı dışsal, yabancı bir teknoloji olarak gören Platon, yazının, bugünün bilişim teknolojisiyle modern toplumlardaki işlevini ve nasıl ticarileşebildiğini hiç göremedi…
Ş i i r :
Ay ışığı gölgeleri büyüttü
son kuşlar da vuruldular dağlarda
Yakamozları söndü sahillerin, ışıkları evlerin
çağın vebalı gövdesinde
bir hayalet gibi gölgemizde yalnızlık...
6 MAYIS'TA MALATYA BELEDİYESİ'NİN KİTAP FUARI İÇİN MALATYA'DA OLACAĞIM (SAAT:14.00)
12 MAYIS CUMARTESİ KIZILTEPE KAMPÜS KİTABEVİ,(SAAT:14.00)
13 MAYIS PAZAR NUSAYBİN HALİKARNAS KİTABEVİ, (SAAT:14.00)
14 MAYIS PAZARTSİ SEYR-İ MESEL MARDİN, (SAAT:20.00)
Uzun süredir yeni basımlarını yaptırmadığım ve okurun vefayla- ısrarla aramaktan caymadığı yeni baskılar yayınlanıp raflarda yerlerini aldıktan sonra, yeni kitaplarım 2012 yılı içinde sırasıyla yayınlanacaktır. Bilginize sunar, selam ederim...(Y.O.)