Sen Munzur’dan inerken kanatların karalı, yaralıydı. Sesin dağların binlerce yıllık acısıyla yüklüydü. Binlerce yıldır bu toprakların hasret kaldığı barış şarkılarını bir kere olsun tereddüt etmeden söyledin.
Sen bu toprakların damarlarından beslenen yazı ve sözüyle, dizeleriyle sisteme kafa tutan, başkaldıran kadim halkın çocuğuydun. ‘Su akar, yatağını bulur.’ Sen gittin gideli sular acı yüklü de olsa, kendi yatağında usul usul umuda, güneşin yüreğine doğru akıyor. Biliyor musun be sevgili Ahmet seni çok özledik. Hani sen ‘vallahi onu özledik’ şarkısını söylemiştin ya; o vakit yüreğinden onlarca güvercinin ‘Ada’ya doğru kanatlandığını gördüm. Sisler ve denizler içinde ‘Ada’nın sesi, seni unutmadan anmıştı.
Yüreğin, dilin ve sazınla; bu dağların, bu toprakların, bu suların binlerce yıldır tanık olduğu her şeyi dile döktün. Bir çocuğun acısını, sevincini yine en iyi şekilde mısralara döküp okudun. Ölüm seni bulduğunda yüreğin sürgündeydi. Sürgünde sıla özlemi çeken yüreğin son defa hayata çarptığında bir kez olsun seni görememek ne yaman acıydı.
Yüreğin sustuğunda, yüreğimin limanına hüznün sesleri çöktü. İnceden inceye yağmur yağarken ıslanıyordum. İpiltili yel usulca dokunurken yalnızlığıma, üşüyordum ben. Sisler altında bir başıma duygu seli sağanağı içindeyken, gözlerimden inceden inceye hüznüm süzülüp gidiyordu. Ve ağladığım duyulmasın diye sesimi ısırıyordum. O vakit sen, Munzur’dan süzülüp yanı başıma geldiğinde kokunu aldım. Omzuma usulca dokunduğunda, içimdeki soğuk rüzgarlar dağıldı ve yüreğim yavaş yavaş ısındı. Dönüp ipil ipil, umut dolu asi gözlerinin içine baktım. Orada yarım, eksik bırakılıp tamamlayamadığın sırlarını çözdüm. Sırlarının gözlerinden, acıların dökülüyordu. Dudakların aralandığında ‘Ağladıkça dağlarımız yeşerecek, göreceksin göreceksin’ sesin dağlarda yankılanıyor. Nehirler, ağaçlar, topraklar bir an gözlerini aralıyorlar. Anlıyorlar… Anlıyorlar seni. Yağmur yağarken ıslanıyoruz seninle vay anam. Dağların, korunaklı vadilerin birinde devasa ateşler yanarken biz seninle tütün sarıp dertleşiyorduk. ‘Başım belada’ diye usulca fısıldadığında hafifçe tebessüm ettim. Ve sonra dönerek sana ‘tabancam helada’ dediğim vakit, sakalların içindeki o gülüşün etrafa saçıldı. Yağmur tanelerini dahi güldürmüştün hani.
‘Gül Parmaklı Şafak’ mor dağların ardında doğduğu sırada sisler ağır ağır dağılıyordu. Sisler tam dağılmak üzereyken sen kanatlandın. Ve Munzur’a doğru, özgürlüğe doğru kanat çırparken, ben ardı sıra bakakalmıştım. Son sözlerinin tınısı kulağımda hala. ‘Dönemezsem, affet.’ Döneceksin sevgili Ahmet, o sohbetleri bir daha yapacağız seninle. Eski bir radyoda ‘Diyarbakırlıymış, Adı Bahtiyar’ şarkısını dinlerken hayalin gözlerimin önünde canlanıyor biliyor musun seni bir kere olsun görmedim. Ama senin şarkılarınla büyüdüm. Hep yanımdaydın… Sen gittin gideli neler yaşanmadı ki. Acılar nehir nehir aktı. Ama nehrin acılarını, özgürlük okyanusunda toplayan özgürlük hareketi, mücadeleyi çok önemli bir aşamaya getirdi. İnkar edilen bir halkın dili ve kimliğini kabul ettirdi dünyaya. Kürtçe şarkıları senin yerine, acısı derinlerde yatan bu halkın çocukları söylüyorlar. Senden önce de gidenler vardı. Nazımlar, Yılmaz Güneyler… Onlar, onlar iyi güzel insanlardı. Sürgünde gözlerini kapadılar. Onları da seni de unutmak olur mu iki gözüm?
Bu sisteme boyun eğmedin, itaat etmedin. Çünkü sen bu halkın onurlu evladıydın. Sen halk sanatçısıydın. Bu ülkenin atanan yüreği, diliydin. Sanatın, duruşun, yaşamınla; insanlığı seven hümanist, özgürlüğe inanan, demokrasiye ve barışa gönül veren, bu uğurda mücadele eden
şarkıların militanıydın. O gün sistem ve sistemin artıklarının sana saldırarak hakaret etmesi, tahammülsüzlüğü, gözlerimizin önünde cereyan etti. Ve bugün özgürlük mücadelesinin istikrarlı yürüyüşüyle sen haklı çıktın. Sana özür borcu olanlar da var. O gün sessiz kalanların, sonradan senin adını anmaları da utanç verici! Neyse canını sıkmayayım. Bütün halk sanatçıları gibi seni unutmadık iki gözüm, unutmayacağız da. Haberin var mı, sevgili Aram Tigran’ı da yitirdik. Onun acısı yüreğimizi yangın yerine döndürdü. Şimdilik hoşçakal sevgili Ahmet Kaya. Ve hoşçakal, hoşçakal iki gözüm, hep aklımızda ve yüreğimizde seni taşımaya devam edeceğiz.
Zülfikâr Tunç (Antep H Tipi Cezaevi) 14 Kasım 2009 / Günlük Gazetesi
Bir kent oldular sonunda ve adını değiştirdiler ülkemin. ( Kemal ÖZER )
|
|
Piraye
|
     |
| Başlattığı konu-5 |
: %0 |
| Toplam mesajı-43 |
: %0 |
|
| İSTANBUL |
| Bayan Yaş:22 |
| Medya |
|
|