YILMAZ ODABAŞI WEB SİTESİ   

www.yilmazodabasi.com.tr

Çok şehir, çok beton, az insan...

   HER ŞEYİ ÇÜRÜTÜR ZAMAN
      19.10.2009 tarihinde yazılmış ve 2057 kere okunmuş.

           HER ŞEYİ ÇÜRÜTÜR ZAMAN

         YILMAZ ODABAŞI

        

        Kalplerimizin kuytu yerlerinde bize özel sığınaklar vardır; o sığınakların gündemleri,  gündelik hayatın hay huyundaki vasat gündemlerle örtüşmez…Orada bazen buruk, ağlamaklı, bazen de kasırgalar gibi dolaşır durur düşlerimiz. 

 

        Kalplerimizdeki düşleri, özlemleri üşüttüğümüzde, ateşi bilincimizi sarar ve o ateş, giderek içimizin sokaklarında bir kaos başlatıp iç barışımızı bozar.


        O zaman ya düşlerimizin iniltilerini teskin edip o ateşi düşürmemiz veya hep acıyan, acıtan o ateşle ve içimizin sokaklarındaki tedirgin sorularla yaşamayı kanıksamamız gerekir.

      Çünkü düş oldukça peşi sıra insandır; çünkü en çok düşlerimizin bize hesap  sormaya hakkı vardır.

       Sonra kalplerinizin kuytu yerlerindeki sığınaklarda kendimi- kendimize telkin ve terapi seanslarıyla bekleriz…Bekleriz…İnsanı, aşkı, olmayı, onarılmayı ve zamanın açtığı yaraları yine zamanın sarmasını bekleriz.Düşlerimizin başucunda bir tüfek gibi dikilerek bekleriz. Küçük nehirlere burun kıvırır ve hep okyanuslara ait olduğumuza inanırız…
            

         Düşüp kaldığımız ya da itilip unutulduğumuz derin, karanlık kuytularda sabırsız ve tedirgin kederlerle beklerken,  küçük sevinçler, küçük yolculuklar hep bir kenarda durur, hep erteleriz…O kitabı sonra okuyacak, akşam yürüyüşlerine sonra çıkacağızdır;  hele şu işimiz de bitsin, filancalar gelip gitsindir, elbette zaman olacaktır.Her şey, her şey yoluna girdiğinde yapılacak, söyleyeceklerimiz -bile-  sonra söylenecektir…

          Derken zaman, yani o büyük ve gizemli güç, hayatın düşlerimizin gerisindeki kırıntılar olduğunu anlatır bize.Belki okyanuslara gider, kasırgalarla boğuşur, ama bir damlaya yenilip döner ve zamanın, hep ertelediğiniz ne çok şeyi nasıl öğüttüğünü, küçümsediğimiz nehirleri nasıl kuruttuğunu; ihmal ettiğimiz küçük sevinçlerin, sevgilerin nasıl solduğunu ve ileride,  bir gün yürümeyi düşündüğünüz ıssız yollara devasa binaların inşa edildiğini fark edince, tıpkı bir İspanyol atasözünde olduğu gibi,“Don Kişot olmaya giderken, evimize bir Şanso Panço olarak dönmek”le kalmayıp, burun kıvırdığımız o küçük şeyleri de büsbütün yitirdiğimizi görürüz.

         

 

         Çünkü avuçlarına bırakılan dostlukları, sevgileri çürütür zaman.Çünkü zamana rüşvet veremezsiniz, çünkü kendinizi ikna etseniz de zamanı edemezsiniz…

         Yaşadığımız gezegen milenyumu kutlarken, ben o  tarihte“düşünce suçu” mahkumiyetlerimin bir yenisi için bir cezaevindeydim.Diktörtgen bir gökyüzünün altında ikinci baharımdı.Yirmili yaşlarında siyasal suçlardan mahkum olmuş altı yedi kişiyle birlikte kalıyordum.

          Koğuşumuzun havalandırmasında bazalt taş duvarlar, bir basketbol potası, koridorlarda küf, dışarıda ise kışkırtıcı bir bahar vardı.

          O bahar, koğuş pencerelerinin tam karşısındaki avlunun taş duvarlarına boydan boya sarmaşık ekmeye karar verip, ceplerine üç beş sıkıştırdığım gardiyanlara rica minnet  poşetler dolusu toprak getirttik.Duvarın dibine yığdığımız toprağa geniş suntalarla çevreleyip sarmaşık tohumlarını ektik.

        

 

         Birkaç ayda gelişip uzayan sarmaşıklar, havalandırma duvarında çivilere çaktığımız iplere boylu boyunca sarılmakla kalmayıp, kimileri duvarları aşarak dışarıya göz  kırpmaya başladılar.

        Ancak koğuştakiler, şarmaşıklar yüzünden basketbol oynayamıyor ve o bana  arada bir tedirgin bir sesle:“Top oynayabilsek çok iyi  olurdu hani,” diye mırıldanmakla yetiniyorlardı.

        Yeni bir sonbahar geliyordu ve bütün kışı tabut gibi daracık bir koğuşta balık istifi geçirecektik.Bu yüzden  bir tercih yapmak zorundaydık.

         Bir gün  ranzalarına uzanmış koğuş arkadaşlarıma dönüp,”Sarmaşıkları artık sökebiliriz,” dedim…Onlar ranzalarından sıçrayıp sevinçle avluya yöneldiklerinde, ben infazı görmemek için cezaevi kütüphanesine gittim.Bir saat kadar sonra döndüğümde, koğuştakiler sarmaşıkları yolup toprağıyla birlikte bir köşeye istif etmiş, keyifle top oynuyorlardı. Beni görünce bir an duraksayıp yüzüme mahcup bir ifadeyle baktılar.Ben de onlara gülümsemeye çalışarak:”Sorun değil çocuklar, kışın nasılsa kuruyacaklardı,"  dedim...

 

       Sonra gün be gün büyüttüğüm sarmaşıkların bir köşede büzüşüp kalmış cesetlerine burkularak bakarken, küçük, siyah tohumları dikkatimi çekti.O tutsak ve ölü  sarmaşıklar, gövdelerinde bıraktıkları tohumları atıldıkları yerden sanki bir vasiyet gibi sunuyorlardı bana.Tohumları bir kalem kutusuna bırakırken, onları bir gün, dışarıda diledikleri gibi büyüyebilecekleri bir alanda ekeceğime kendi kendime söz verdim…
        

          Zaman geçti, içeriden çıktım.Sonraki üç yıl oturduğum evlerin hiçbiri o sarmaşık tohumlarını ekmeme uygun olmadı.Arada bir o kalem kutusunu açıp bakıyor, o tohumlara dokunuyor ve bir gün her tohumun artık dışarıda, özgürce bir evin duvarlarını nasıl da boylu boyunca kaplayacağını düşlüyordum…

        Dördüncü yıl taşındığım müstakil evde bir ilkbahar, o tohumları evimin duvarının ön cephesindeki toprağa ektim.Üç günde bir sulayıp sabırla bekledim…Bekledim, fakat filizleri bile görünmeyince, dört yıl boyunca sakladığım sarmaşık tohumlarının çürüdüklerini anladım…

 

        Şimdi dönüp geriye, upuzun yıllara bakıyorum; aşklar vardı, dostlar vardı, gi-dilecekti…Söyleyeceklerim aklımın, yazacaklarım kalemimin ucundaydı; kalbimin ve zamanın avuçlarından nasıl da kayıp gittiler…

        Gittiler…O dostlar, şimdi eskisi kadar görmek istediğim o dostlar değil, eskiden okuyacağım kitapların pek çoğu artık okumayacaklarım, o yıllar yapmak istediklerim şimdi yapmayacaklarım veya yapmak istemeyeceklerim…Örneğin, eskiden kalabalık olmak isterken, şimdi yalnız kalmayı yeğliyorum.Beğenilerim, tutkularım, rüyalarım, yaşam üslubum bile değişmiş...

         Oysa tam sorunlarımı çözdüm, işte oturdum ve artık gidebilirim derken, baktım ki gitmek istediğim pek fazla yer de kalmamış…
           

         Bu yüzden siz olun, tutkularınızı, düşlerinizi, sevgilerinizi ve yolculuklarınızı ertelemeyin; çünkü çürürler.

        Çünkü dokunduğu her şeyi çürütür zaman.Her şeyi çürütür zaman...

          ----

        Not:Bu yazı, Yılmaz Odabaşı'nın hiçbir kitabında yer almamıştır.

 

  
Etiketler :

  Yazdır Facebook'ta Paylaş Arkadaşına Gönder YAZILARINDAN




 
      DUYURU

9 Eylül akşamı saat 22.05'te Habertürk Tv'de yayınlanacak 12 Eylül belgeselinde o dönemi ve Diyarbakır Askeri Cezaevi'ni anlatacağım...

 

Açıklama:

1-Referanduma -hiçbir lobi veya partiye biat etmeden- özgür irademle "Evet" tercihim için, Kemalizmi solculuk ilan etmiş  bazı sözde SOSYALİSTLER, CHP'liler, PKK'liler ve MHP'liler hep birlikte bana şaşırtıcı bir tahammülsüzlükle ve saldırmayı sürdürüyorlar. 

Kimi yazılar bir düzey içinde yazılmışlardı ve eleştirel bakma haklarını kullanmışlardı.

 

Fakat Bdp Çizgisinde yayın yapan bir günlük gazetede sırf referanduma "evet" dediğim için, amirlerinin talimatlıyla hakkımda bir sürü yalan uydurmak zorunda kalan Doğan D. adlı icazetli kalemin -her kimse- yazdıklarında saçma sapan yalanları ve iftiraları yeğlemesi, çirkin olmaktan öte hazindi...Yazdıklarında (yıllar önce  şaibeli bir ödülü reddettmem hariç) iddialarının tümü yalandı;"Evet" dememi elbette eleştirebilir, ideolojik veya siyasi bir hesaplaşması da olabilir.Fakat yalanlar, iftiralar sıralayarak değil,  bunu bir düzey ve asalet sınırları içinde veya yazdıklarımı eleştirerek veya çürütürek yapabilmeliydi...Bana birkaç yılda bir pervasızca saldırtılan bu kalemler, Kendilerini yıllardır kişilik haklarım adına bu devletin mahkemelerine şikayet etmediğimi, etmeyeceğimi de biliyorlar.Gazetecilik ahlakından yoksun oldukları için tekzip de yayınlamıyorlar.Bu nedenle Doğan D. adlı zibidiyi yazmak zorunda bırakıldığı yalanları, iftiraları için esefle kınıyorum...

1991 yılında yine bu geleneğin yayınladığı "Yeni Ülke" gazetesinin yayın yönetmeni, tam on dokuz yıl önce o gazetede aleyhime çirkin bir yazı yazdığında, günlerce Diyarbakır'da evimden dışarı çıkamamıştım.Aynı kişi, soyluluk göstererek tam 18 yıl sonra, Ekim 2009'da Almanya Essen Üniversitesi'ndeki söyleşimde, okurlarımın tanıklığında kalkıp özür diledi ve "ben o yazıyı yazmaya mecbur kalmıştım!" dedi.Benzer örneklerle yıllar yılı çok karşılaştım.Ayrıca bu kişiler, daha önce de örneklerine rastladığım gibi mesnetsiz, edepsiz iftiralarla bu denli çirkinleşirken, ben Bdp Seçmeni olduğunu vurgulayan pek çok insandan günlerdir referandumda "Evet" diyeceklerini söyleyen çok sayıda mesaj alıyorum.Çünkü onların vicdanları özgür...Sırtını benim gibi sadece kendine ve vicdanına yaslayamayan, gazetelerinden atıldıklarında birer hiç olabildiklerini çok gördüğüm Doğan D..... gibi  birtakım adamlar, asla BDP seçmeninin vicdanını temsil edemezler! Kürtleri güdülecek bir "sürü" gibi de göremezler.Herkes vicdanında, tercihinde özgürdür.Başta Diyarbakır Kürtler de de istiyorlarsa özgürce evet diyebilmeli, mazlum zalim olmamalı, Bdp seçmenini tehdit etmemeli ve Kürtlerin tercihlerine saygı duyabilmelidir.Sonuçta bu bir seçim veya hükümete güvenoylaması değildir.BDP seçmenleri de "evet" dediklerinde birer AKP'liye de dönüşmeyecektir...

 

II-CNN Turk'teki  5N1K programda söylediklerim, kendimden öte, asla hiçbir lobi, kurum, parti vb.adına değildir.AKP ile uzaktan yakından hiçbir ilişkim, yakınlığım olmadığı gibi, HAK-PAR gibi lobi ve partilerle de hiçbir ilişkim yoktur.Ya da kimilerinin iddia ettiği gibi Kürtler dahil hiçbir camia ya da kurumla, hatta hiç  kimseyle maddi herhangi bir çıkar ilişkim yoktur ve aksi kanıtlanamaz...

 

III-Facebook'ta adımla açılmış sahte bir grupta Fetullah Gülen'in niçin hacca gidip gitmediği gibi tartışmalarla hiçbir ilgim yoktur.Web sitemin linkler butonunda yer alan üçüncü sıradaki linkte, grubun sahte olduğu, o grupla ve orada paylaşılanlarla hiçbir ilgimin olmadığı daha önceleri tarafımdan hem facebook grubumda hem web sitemde açıklandığı halde, o gruptaki saçmalıklarla ilgili şahsımı itham etmeniz, o sahte grubun adımla kurulması gibi bir başka haksızlıktır...

 

IV-Düne kadar Sosyalizmin evrensel değerleri ve argümanlarıyla konuşurken, bugün sadece Kemalizmin statükocu değerleriyle konuşanlar, ordunun imtiyazlarını korumak adına konuşanlar, "sivil mahkeme de olsa Erdal Eren'in yaşını küçültüp asabilirdi," diyenler, beni suçlamadan önce dönüp kendilerine irkilerek bakmalıdırlar...Ben hiçbir zaman bir PKK'li olmadığım gibi, bir Kemalist de olmadım.Bunu kanıtlayacak bir tek cümlemi bulamazsınız.Bana kemalizm adına öfke yağdıran sizler, niçin, hangi hakla sizlere ihanet ettiğimi düşünerek suçlayabiliyorsunuz?Öfkelenmenize ya da sinirden faşist subaylar gibi kitaplarımı yaktığınızı yazmanıza gerek yok, böyle bir hakkınız da yok.Benim çizgim, anlamasını bilenler için hep netti.Fakat sizler pek çok  şeye olduğu gibi, bu konuya da derinlemesine nüfuz edemediğiniz için, beni değil, asıl kendinizi ve zamanın dipfrizinde kalarak 2010'a gelmeyi unutmuş 1970 model ufuksuz, rotasız ve halkların kardeşliği şiarını çoktan unutmuş nasyonal solculuğunuzu suçlamalısınız...(Yılmaz ODABAŞI)

Bu sitedeki yazı, şiir ve görsel materyalleri, kaynak göstermek suretiyle site ve forumlarınızda yayınlayabilirsiniz...

Müzik dinlemek için yukarıdaki müzik butonuna basıp on sn. kadar bekleyiniz...

Yılmaz Odabaşı'nın internet ortamında paylaşılan şiirleri, çok sayıda dil ve yazım yanlışı içermekte ve bazı şiirleri eksik ve/ya adları değiştirilerek paylaşılmaktadır.Bu nedenle şiirlerini, bu sitenin ŞİİRLERİNDEN butonundan okumanızı öneririz...(Webmaster)



















































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































    HİKAYELERİNDEN
    ANILARINDAN
    PORTRELER
    HABERLER
    SÖYLEŞİLER
    BASINDAN
      MULTİMEDYA
   Flash-Animasyon
 
Videolar
 
Fotoğraf-Şiir
  ● MP3 İndir
      GALERİ
   Objektifinden
 
Kişisel fotoğrafları
 
    ZİYARETÇİ DEFTERİ
    NE DEDİLER
    KONUK YAZARLAR
    LİNKLER