YILMAZ ODABAŞI WEB SİTESİ   

www.yilmazodabasi.com.tr

Çok şehir, çok beton, az insan...

   ZAMANIN VİCDANINA GÜVENMEK
      25.11.2009 tarihinde yazılmış ve 910 kere okunmuş.

     Hewler Post Yazılarından:

     ZAMANIN VİCDANINA GÜVENMEK

 

        Türkiye, şimdi yeni çağın yeni siyasal dinamikleri karşısında kara kutusunu açmaya ve dünyaya yarı  aydınlık yansıyan siluetini artık ağartmaya çalışıyor. Fakat sosyokültürel ve siyasal çehremiz, yeniliklere hoşgörülü bir altyapıyla şekillenmediği için, tartışma kültüründen yoksun bu statik yapı baskın çoğunluğu oluşturan faşizan güruhuyla reform yanlısı unsurların yenilik-değişim taleplerini sabote etmeye çalışıyor..."

 

    Yılmaz Odabaşı 

 

   “Zaman, kendisinin vicdanına itibar etmeyenleri her anlamda mahçup kılar; tarihsel, siyasal

anlamda da bu önerme çoğu zaman geçerlidir.; zamanın yargıçlığı, bireylerin vicdanından daha

adildir bu yüzden…

 

    Diyarbakır’da 1980 ve‘90’larda gazetecilik yıllarımda peşmerge komutanlarının Halepçe katliamıyla ilgili tüyler ürperten ifadeleri daha dün gibi kulaklarımda.Daha dün gibi gözlerimin önünde Kızıltepe’deki mülteci çadırlarındaki cehennem sıcaklarında bir tas soğuk suya muhtaç yaşlı kadınların yüzlerindeki görmüş geçirmiş çizgiler ve göz çukurlarında bana hep çok şey anlatan o derin, çaresiz kederler…

 

      Gözlerimin önünde şimdi her biri belki bir baba olmuş o eski çocukların yirmi yıl kadar

önce tel örgülerle çevrili mülteci kampında bir büyük katliamın gölgesinden sadece tesadüfen

kurtulup geldikleri çadırlar arasında, gözlerinin ışıltılarıyla her şeye rağmen -çok kırgın olmaları gereken dünyaya- sımsıcak gülümsedikleri o yıllar...

 

    

 

     Çocuklarımız, Erbil’de, Diyarbakır’da, Süleymaniye veya Batman’da kulaklarında kurşun ve hawar sesleri, bilinç ve benliklerinde ne çok hüsran ve travmayla bu zalim dünyaya şaşkın, tedirgin gözlerini iri iri aralayarak büyüdüler; inanıyorum ki eski yıllara kıyasla o çocuklar şimdi daha iyiler.Ne onlar ne ebeveynleri, hep işittikleri o hawar seslerinin bir tekini bile müsebibi değildiler. O çocuklar o hazin yazgıların bir kırıntısını bile kendileri seçmediler... 

 

      Tanık olmak her zaman sorumlu olmaktır ve o yazgıların vebali, tanık olan herkese aittir…

 

    "Yüzleşmek, örneğin, çok güvendiğimiz bir kartalın, aslında sadece şişirilmiş bir serçe olduğunu gerektiğinde kabul etmekten kaçınmamaktır.Yüzleşmek, hem bireyler hem toplumlar için öncelikle insani, vicdani, ahlaki bir ihtiyaçtır.

 

 

 

     Yüzleşmek, yüzleşmeyi başaramadığımızda ise, hiç değilse başkasının uzattığı aynaları kırmamaktır.Kırmamaktır!"

  

    Ben Kürt sorununu 70’lerde(de) imlemiş ve bedelini Diyarbakır Askeri Cezaevi dahil ödemiş bir yaşam pratiğinden, o kuşaktan geliyorum.80’lerde cazevi çıkışı Güney’dekiler dahil Kürtler için kendimce sorumluluğumu o yıllar bir gazeteci ve bir yazı adamı olarak hep vicdanıma denk üstlenmeye çalıştım. Kendi vicdanımın hesabını da kimseye vermem; bu yüzden yazılmamış, anlatılmamış çok şey kalmıştır geçmişte.

  

    İlk kez burada yazıyorum;1991 veya 92 yılları olmalıydı.Turkish Daily News Gazetesi’nin Diyarbakır temsilciliğini yapıyordum.Failli belli cinayetler ve kan revan yıllarıydı…Daily News Gazetesi’nin o yıllar sahibi İlnur Çevik, dönemin başbakanı Süleyman Demirel’in de danışmanıydı.Gazetenin yazı işlerinden sevgili İsmet İmset’in arada bir benden istediği bazı haber, bilgi ve slaytların, aslında sadece sadece gazete için değil, başbakana kaynağından bilgi olarak ulaştığını da bilmiyor değildim.Fakat bunun böyle olduğunu bilmez görünüyor, kötü koşullarda bölgeden, Diyarbakır’dan doğru haberler yapmaya çalışıyordum.

 

     Bir ara gazetenin yazı işlerinden kargo ile bir tomar anket formu geldi.Anketin konusu:

Diyarbakır’da Kürtler, Kuzey Irak’ta bağımsız bir Kürt devleti istiyor mu istemiyor mu?”Bu cümleyi tam anımsamıyor olabilirim; “Diyarbakır, Kuzey Irak’ta bir bağımsız Kürt devleti fikrine sıcak bakıyor mu, bakmıyor mu?” biçiminde de olabilirdi.

 

    Bu formları belirtilen sürede Diyarbakır’da gezip bir bir doldurmam gerekiyordu. Fakat başka yerlere de haberler yapıyor, yazılar gönderiyordum, soluk alacak zamanım yoktu; üstelik “ben gazeteciyim, anketör müyüm! Bunlar ne diye bana anket formu gönderiyorlar,” diye içerlemiyor değildim.Fakat o anket forumlarını hazırlayıp göndermeye de mecburdum.Anketin sonuçları da gazeteye mi yansıtılırdı,  yoksa başbakana rapor olarak   bilmiyordum.Çükü bazen bazı önemli haberler için,  dialar dahil çok sayıda materyal istenmesine reğmen, çoğu zaman bir açıklama da yapılmıyordu.

 

      Telaşla koşuşturduğum o günlerde bir akşam oturup o anket formlarını birkaç saatte rastgele isimler, meslekler yazarak kendim doldurdum. Ankete hemen her meslekten ve yaş grubundan insanın katılımını evimdeki çalışma masamda sağladım ve yüzde yetmiş oranda “Kürtler, Kuzey Irak’ta bağımsız bir Kürt devleti istiyor” veya “sıcak bakıyor” fikrini, dahası o formlara kişisel fikrimi yazarak formları Ankara’ya postaladım.Çünkü otuz yıldır yaşadığım

 kenti, Diyarbakır’ı, insanını  iyi tanıyor ve biliyordum ki o formları elden ele dolaştırsam bile, ortaya çıkacak sonuç yüzde on oranından az veya fazla pek değişmeyecekti…

 

      Anket formumu gönderdikten iki gün kadar sonra gazetelerde ilk sayfadan, ayrıca özel kanallarının TV haberlerinde kişisel anketim Türkiye’nin gündemine taşındı:”Turkish Daily News Gazetesi’nin büyük anketine göre Diyarbakır’da Kürtler, Irak’ta bağımsız Kürdistan fikrine sıcak bakıyor!” gibi haberler okuyordum.Bazı köşe yazarları bu anketi yorumluyor, bazı TV yorumcuları açık oturumlarda anket sonucunu tartışıyorlardı(!)

     

      Anketin böyle sansasyonel bir etkisi olacağını hiç hesaba katmamıştım.Biraz şaşkın ve tedirginim; zira anket, son derece öznel, yani şahsıma ait bir anketti(!) Gazetecilik yıllarımda daha önce hiç yapmadığım bir şeydi bu ve birileri o formlardaki kişileri bulmaya kalksa, tümü de aslında olmadıkları için asıl skandal o zaman başlayacaktı(!)

 

     Sonuçta haber birkaç güne kadar soğudu, pek çok güncel haber gibi o da unutulup gitti. Aradan on sekiz  yıl geçmiş; zaman aşımına girmiştir ve umarım ki şimdi bu yazımı okuyan  Türkiye medyasından birtakım işgüzar adamlar, oturdukları masalarda haber ararlarken, “Şair Yılmaz Odabaşı’nın on sekiz yıl öncesine ait yalanı!” diye bu dürüstçe  ve üstelik yıllar sonra öngörüsünde haklı çıkmış bu itirafıma kara çalmazlar.

 

       Nitekim zamanın vicdanında Kürtler de zaten bu kişisel anketimi boşa çıkarmadılar ve sonuçta, şöyle veya böyle orada bir  Kürdistan kuruldu.Vina For Vandetta adlı filmde şöyle bir replik vardı: ”Siyasetçiler gerçeği gizlemek için, sanatçılar ve yazarlar ise gerçeği ortaya koymak için yalan söylerler.”Kaldı ki ben, yalan söylememiş, aslında gerçeği

yazmış, zamanın vicdanına inanmıştım…

 

     İnandığımız, unutmadığımız pek çok şey var. Unutulanlar varsa bile, zamanın vicdanı unutmaz; bu yüzdendir ki, bireysel kanaatler ancak zamanın vicdanında sınanır ve zamanın yargıçlığı, bu yüzden bireylerin vicdanından daha adildir.

 

       Unutmuyorum, mesela Sn.Talabani , yanında bir veya iki refakatçiyle 90’larda nadir de olsa İstanbul’a tevazuyla geldiğinde,Taksim’de kaldığı otelin kapısında sivil polisler kimlerle görüştüğünü saptamak için otel lobisinin civarına, kapısına dizilirlerdi.Türkiye’de gidip ona bir selam verenin sicili bozulurdu.Bunlardan bir "sicili bozuk" da bendim.Hem o yıllar zaten “Kürt” diye bir şey de yoktu(!) Sonra Türkiye Cumhurbaşkanı Sn. Abdullah Gül, Irak Devlet

Başkanı Sn.Talabani’ye resmi ziyarette bulundu...

 

 

   imdi bir şeyler onarılsa bile, Kürtler, bilançlarındaki hasarları, yara bere içindeki anılarını onarabilmek için nereden bakılsa inanıyorum ki bir elli yıla daha ihtiyaç duyacaklardır..."

 

     Zaman, kendisinin vicdanına itibar etmeyenleri her anlamda mahçup kılar; tarihsel, siyasal anlamda da bu önerme geçerlidir…

 

    Türkiye, şimdi yeni çağın yeni siyasal dinamikleri karşısında kara kutusunu açmaya ve dünyaya yarı aydınlık yansıyan siluetini artık ağartmaya çalışıyor. Fakat sosyokültürel ve siyasal çehremiz, yeniliklere hoşgörülü bir altyapıyla şekillenmediği için, tartışma kültüründen yoksun bu statik yapı baskın çoğunluğu oluşturan faşizan güruhuyla reform yanlısı unsurların yenilik-değişim taleplerini sabote etmeye çalışıyor.

 

      Üstelik meşru siyasal iktidarın zaman zaman ılımlı, yenilikçi yorum ve vurgularına rağmen kara kutusunda dokunulan her yerinden ayrı bir feryat işitilen bu korku toplumunda, daha bütün adımlar hantal, bütün önermeler tedirgin olsa da,Türkiye’de statüko, toplumun dinamiklerine ve dünyanın taleplerine uygun olarak kendini yeniden şekillendirmekten başka bir seçenek de bulamıyor.

 

    Şimdiyse varılan yer kaçınılmaz bir yüzleşme durağıdır; Kürtlerle, Ermenilerle, bütün azınlıklarla, tarihle, dünyayla yüzleşme...

 

    Yüzleşmek, örneğin, çok güvendiğimiz bir kartalın, aslında sadece şişirilmiş bir serçe olduğunu gerektiğinde kabul etmekten kaçınmamaktır.Yüzleşmek, hem bireyler hem toplumlar için öncelikle insani, vicdani, ahlaki bir ihtiyaçtır.Yüzleşmek, yüzleşmeyi başaramadığımızda ise, hiç değilse başkasının uzattığı aynaları kırmamaktır.Kırmamaktır!

 

 

   "Bireysel kanaatler ancak zamanın vicdanında sınanır ve zamanın yargıçlığı, bu yüzden bireylerin vicdanından daha adildir..."

    

     Şimdi orada da, Türkiye'de de kürtler, kimliklerinin sırrına katıştığı aynalarla yüzleşecekleri bekliyorlar; hep kendi narsist böbürlenmelerine bakmaktan, başkalarını yıllarca ve ısrarla  ötekileştirenleri  de hala bu aynaya bakmaya, yüzleşmeye çağırıyorlar.

     

     Sülymaniye'de, Batman’da, Erbil veya Diyarbakır’da, kuşaklar boyu Kürt olmanın imhadan yana mekanı, zamanı olmadı; şimdi bir şeyler onarılsa bile, Kürtler, bilançlarındaki hasarları, yara bere içindeki anılarını onarabilmek için nereden bakılsa inanıyorum ki bir elli yıla daha ihtiyaç duyacaklardır...

  

     Hewler Post’ okurlarına, gazeteye emek verenlere ve burada yazmamı coşkuyla, içtenlikle karşılayan genç arkadaşlarıma da sonsuz sevgilerimi ve iyi dileklerimi sunuyorum.

     

      Bkz.:http://www.odatv.com/n.php?n=sair-yilmaz-odabasi-18-yil-sonra-neyi-itiraf-etti-0806091200

       -----------------------------

      Ağustos 2009, KDP’nin Erbil’de çıkarttığı Hewler Post Gazetesi Yazılarından..

        (Yazıda kullanılan fotoğraflar:Yılmaz Odabaşı objektifinden.)

     -----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

       Not:Yılmaz Odabaşı'nın Hewler Post Gazetesi'ne dayanışma için yazacağına dair web sitesinde bir duyurunun yer almasından sonraki gün, sitesi hacklenerek: "Bu siteye yüce Türk Milleti adına el konulmuştur.O gazetede yaz da görelim!" notu bırakılmış ve  bütün butonlara onuncu yıl marşı eklenerek site tamamen çökertilerek  kullanılamaz   duruma getirilmiştir; bunun üzerine bu  site, -döküman yedekleri de alınmadığı için-  zorunlu olarak kapatılmış ve  dört ay kapalı  kaldıktan sonra, Ekim 2009'da   yeni bir tasarımla yeniden açılmıştır.Yılmaz Odabaşı, daha sonra  Hewler Post'ta on beş günlük periyotlarla iki dayanışma yazısı yazmıştır... 

   

  
Etiketler :

  Yazdır Facebook'ta Paylaş Arkadaşına Gönder YAZILARINDAN




 
      DUYURU

9 Eylül akşamı saat 22.05'te Habertürk Tv'de yayınlanacak 12 Eylül belgeselinde o dönemi ve Diyarbakır Askeri Cezaevi'ni anlatacağım...

 

Açıklama:

1-Referanduma -hiçbir lobi veya partiye biat etmeden- özgür irademle "Evet" tercihim için, Kemalizmi solculuk ilan etmiş  bazı sözde SOSYALİSTLER, CHP'liler, PKK'liler ve MHP'liler hep birlikte bana şaşırtıcı bir tahammülsüzlükle ve saldırmayı sürdürüyorlar. 

Kimi yazılar bir düzey içinde yazılmışlardı ve eleştirel bakma haklarını kullanmışlardı.

 

Fakat Bdp Çizgisinde yayın yapan bir günlük gazetede sırf referanduma "evet" dediğim için, amirlerinin talimatlıyla hakkımda bir sürü yalan uydurmak zorunda kalan Doğan D. adlı icazetli kalemin -her kimse- yazdıklarında saçma sapan yalanları ve iftiraları yeğlemesi, çirkin olmaktan öte hazindi...Yazdıklarında (yıllar önce  şaibeli bir ödülü reddettmem hariç) iddialarının tümü yalandı;"Evet" dememi elbette eleştirebilir, ideolojik veya siyasi bir hesaplaşması da olabilir.Fakat yalanlar, iftiralar sıralayarak değil,  bunu bir düzey ve asalet sınırları içinde veya yazdıklarımı eleştirerek veya çürütürek yapabilmeliydi...Bana birkaç yılda bir pervasızca saldırtılan bu kalemler, Kendilerini yıllardır kişilik haklarım adına bu devletin mahkemelerine şikayet etmediğimi, etmeyeceğimi de biliyorlar.Gazetecilik ahlakından yoksun oldukları için tekzip de yayınlamıyorlar.Bu nedenle Doğan D. adlı zibidiyi yazmak zorunda bırakıldığı yalanları, iftiraları için esefle kınıyorum...

1991 yılında yine bu geleneğin yayınladığı "Yeni Ülke" gazetesinin yayın yönetmeni, tam on dokuz yıl önce o gazetede aleyhime çirkin bir yazı yazdığında, günlerce Diyarbakır'da evimden dışarı çıkamamıştım.Aynı kişi, soyluluk göstererek tam 18 yıl sonra, Ekim 2009'da Almanya Essen Üniversitesi'ndeki söyleşimde, okurlarımın tanıklığında kalkıp özür diledi ve "ben o yazıyı yazmaya mecbur kalmıştım!" dedi.Benzer örneklerle yıllar yılı çok karşılaştım.Ayrıca bu kişiler, daha önce de örneklerine rastladığım gibi mesnetsiz, edepsiz iftiralarla bu denli çirkinleşirken, ben Bdp Seçmeni olduğunu vurgulayan pek çok insandan günlerdir referandumda "Evet" diyeceklerini söyleyen çok sayıda mesaj alıyorum.Çünkü onların vicdanları özgür...Sırtını benim gibi sadece kendine ve vicdanına yaslayamayan, gazetelerinden atıldıklarında birer hiç olabildiklerini çok gördüğüm Doğan D..... gibi  birtakım adamlar, asla BDP seçmeninin vicdanını temsil edemezler! Kürtleri güdülecek bir "sürü" gibi de göremezler.Herkes vicdanında, tercihinde özgürdür.Başta Diyarbakır Kürtler de de istiyorlarsa özgürce evet diyebilmeli, mazlum zalim olmamalı, Bdp seçmenini tehdit etmemeli ve Kürtlerin tercihlerine saygı duyabilmelidir.Sonuçta bu bir seçim veya hükümete güvenoylaması değildir.BDP seçmenleri de "evet" dediklerinde birer AKP'liye de dönüşmeyecektir...

 

II-CNN Turk'teki  5N1K programda söylediklerim, kendimden öte, asla hiçbir lobi, kurum, parti vb.adına değildir.AKP ile uzaktan yakından hiçbir ilişkim, yakınlığım olmadığı gibi, HAK-PAR gibi lobi ve partilerle de hiçbir ilişkim yoktur.Ya da kimilerinin iddia ettiği gibi Kürtler dahil hiçbir camia ya da kurumla, hatta hiç  kimseyle maddi herhangi bir çıkar ilişkim yoktur ve aksi kanıtlanamaz...

 

III-Facebook'ta adımla açılmış sahte bir grupta Fetullah Gülen'in niçin hacca gidip gitmediği gibi tartışmalarla hiçbir ilgim yoktur.Web sitemin linkler butonunda yer alan üçüncü sıradaki linkte, grubun sahte olduğu, o grupla ve orada paylaşılanlarla hiçbir ilgimin olmadığı daha önceleri tarafımdan hem facebook grubumda hem web sitemde açıklandığı halde, o gruptaki saçmalıklarla ilgili şahsımı itham etmeniz, o sahte grubun adımla kurulması gibi bir başka haksızlıktır...

 

IV-Düne kadar Sosyalizmin evrensel değerleri ve argümanlarıyla konuşurken, bugün sadece Kemalizmin statükocu değerleriyle konuşanlar, ordunun imtiyazlarını korumak adına konuşanlar, "sivil mahkeme de olsa Erdal Eren'in yaşını küçültüp asabilirdi," diyenler, beni suçlamadan önce dönüp kendilerine irkilerek bakmalıdırlar...Ben hiçbir zaman bir PKK'li olmadığım gibi, bir Kemalist de olmadım.Bunu kanıtlayacak bir tek cümlemi bulamazsınız.Bana kemalizm adına öfke yağdıran sizler, niçin, hangi hakla sizlere ihanet ettiğimi düşünerek suçlayabiliyorsunuz?Öfkelenmenize ya da sinirden faşist subaylar gibi kitaplarımı yaktığınızı yazmanıza gerek yok, böyle bir hakkınız da yok.Benim çizgim, anlamasını bilenler için hep netti.Fakat sizler pek çok  şeye olduğu gibi, bu konuya da derinlemesine nüfuz edemediğiniz için, beni değil, asıl kendinizi ve zamanın dipfrizinde kalarak 2010'a gelmeyi unutmuş 1970 model ufuksuz, rotasız ve halkların kardeşliği şiarını çoktan unutmuş nasyonal solculuğunuzu suçlamalısınız...(Yılmaz ODABAŞI)

Bu sitedeki yazı, şiir ve görsel materyalleri, kaynak göstermek suretiyle site ve forumlarınızda yayınlayabilirsiniz...

Müzik dinlemek için yukarıdaki müzik butonuna basıp on sn. kadar bekleyiniz...

Yılmaz Odabaşı'nın internet ortamında paylaşılan şiirleri, çok sayıda dil ve yazım yanlışı içermekte ve bazı şiirleri eksik ve/ya adları değiştirilerek paylaşılmaktadır.Bu nedenle şiirlerini, bu sitenin ŞİİRLERİNDEN butonundan okumanızı öneririz...(Webmaster)



















































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































    HİKAYELERİNDEN
    ANILARINDAN
    PORTRELER
    HABERLER
    SÖYLEŞİLER
    BASINDAN
      MULTİMEDYA
   Flash-Animasyon
 
Videolar
 
Fotoğraf-Şiir
  ● MP3 İndir
      GALERİ
   Objektifinden
 
Kişisel fotoğrafları
 
    ZİYARETÇİ DEFTERİ
    NE DEDİLER
    KONUK YAZARLAR
    LİNKLER