|
YÜZDE YÜZ/SÜZLÜK
YENİ BİR YÜZ
“götürür uykulu atları onları
çarmıhlar çıkmazına.”
-Lorca-
(Artıktık artık):

Uğultuların artığıyız be çocuk; spermlerin, rahim kanlarının,
eski dolunayların; kesilip yakılmış ağaçların, susan dağların,
aldatılmış avuntuların, kirli lavaboların, anlaşılır günahların,
ezberlerin, “ilk”lerin, dinmeyen şehvetlerin, kimsesiz özlemlerin,
tanıdık kederlerin, zalim yenilgilerin, apansız gerçeklerin,
riyakar sevinçlerin, gündelik zaferlerin;
zaferler tiner gibi uçucu, yenilgiler kalıcıdır...
.
Bayat yenilgilerle
bu tükürülmüş hayatların gündüzlerinde
ve miyop gözlerinde,
yorgun gölgelerinde
artık
artıkların
da
artığıyız
biz.
Geceleri bir yıldız ansızın kayarken gökte
düşün ki çağların, milatların tortusuyuz biz...
/Daha yorulur günler, güller;
anısı, dikeni kalplerimizde.
Her aşk kendi tabutunu da taşır.
Kaç bahar vurulur hırslı, telaşlı günlerimizde…/

Bakabilsek utanacak, duyabilsek ağlayacaktık;
ne dosdoğru yaşayacak cesaretimiz,
ne an’lara, günlere iz bırakacak sabrımız kaldı,
herkes geldi
ve gitti.
Herkes gitti!
Vicdanlarımızda yalan yanlış nice iz kaldı...
Yüzde yüz/süzlük
yeni bir yüz
artık
tükürülmüş
hayatların
gündüzlerinde
böyle
savrulacaktık,
karaya
vurmuş
yaralı
martılar
gibi
yalnız
yaşayacaktık
ve
yaşayıp,
yaşamdan
çok
şey
umarak,
yetişkinler ormanında kaybolacaktık...
Sanal aşklar, nankör şehvetler arasında
buruşturup yılları anısız kalacaktık.
Hayatlarımıza hükmeden dişliler arasında,
günlerimizi ihanetle kutsayıp,
özgürlüklerimizi domates gibi satacaktık…
Satacaktık…
Satacaktık!
Saman balyaları gibi oturup yılların sofrasında,
ağrılarla uyuyup çağrılarla uyanarak,
zaaflarımızla kol kola dolaşacaktık...
1+1+1=0
Artık,
yeni artıklar olacaktık!
/Daha yorulur günler, güller;
anısı, dikeni kalplerimizde.
Her aşk kendi tabutunu da taşır
Kaç bahar vurulur hırslı, telaşlı günlerimizde…/
Bu tükürülmüş hayatların gündüzlerinde,
Artık ne kartallar gibi yaşayacak çehremiz,heybetimiz;
ne bir anı bırakacak yüzümüz kaldı;
herkes geldi
ve gitti...
Herkes gitti!
Vicdanlarımızda yalan yanlış nice iz kaldı…
Yılmaz Odabaşı,1995, Ankara |