YAZININ TİCARİLEŞMESİ VE DURUŞUN HAYSİYETİ | YILMAZ ODABAŞI WEB SİTESİ


   YAZININ TİCARİLEŞMESİ VE DURUŞUN HAYSİYETİ
      07.12.2009 tarihinde yazılmış ve 1395 kere okunmuş.

     YAZININ TİCARİLEŞMESİ  VE DURUŞUN HAYSİYETİ

 

         YILMAZ ODABAŞI

  

     İnsan, sözel  iletişim ve kültürünü binlerce yıl sonra  yazıya dönüştürdü; insanın bilinci, tarihi ve duyarlığı, asıl yazı ile anlam kazandı.Homeros’tan Yunus Emre’ye süren sözel gelenek, ancak yüzyıllar sonra yazıyla buluşabildi.Yazıyı dışsal, yabancı bir teknoloji olarak gören Platon, yazının, bugünün bilişim teknolojisiyle modern toplumlardaki işlevini ve nasıl ticarileşebildiğini hiç göremedi…

    

     

 

      Kutsal kitaplarda da yazıdan çok önce var olan sözün anlamına dair çarpıcı kesitler yer alır, örneğin:Başlangıçta söz vardı ve söz tanrı ile birlikteydi ve söz tanrıydı; her şey ondan yapıldı ve onsuz yapılan hiçbir şey yapılamazdı.Onda yaşam vardı ve yaşam, insanın karanlıkta parlayan ışığıydı ve karanlık onu yenemedi…”(Yuhanna 1:1-5)

.

      Sonra yazı, büyük oranda iktidarların zulmünde, pazarın rekabet ilişkilerinde ve basın- yayın tekellerinin lobilerinde kolayca satın alınabilen, kendini işlevinden ve gücünden, nesnelliğiden yalıtılabilen bir oyuncağa da dönüştürüldü.Nice metin arasında “söylenmiş” hiçbir sözü bulunmayan kimi yazı adamları, on binlerce dolar karşılığı susmak ve böylelikle iktidarlara, zulme meşruiyet kazandırmak için konuşlandırıldılar.

 

      Bu kalemler, halen yığınların manipülasyonu ve insanların otoriteye biat edip güven duyması için yadsınamaz bir işleve sahipler.Şarkısı Beyaz adlı ilk romanımda:”İnsanların aldatıldıklarını bilmedikleri müddetçe kendilerini güvende hissettiklerini,”yazmıştım. Evet, huzurlu kalmak, güven duymak için herkesin aldatıldığını öğrenmemeye ihtiyacı vardı ve iktidar sahipleri  kuşkusuz bunu biliyorlardı.

    

       Yıllar önce İlya Ehrenburg’un “Paris Düşerken” adlı kitabında okuduğum bir tümce yanılmıyorsam şöyleydi:”Aslında yazması için değil, susması için para veriyorlardı ona…” J.Paul Sartre ise, yazının önemine vurgulamak için  şöyle seslenmişti bir zaman:”Zenciler eziliyor diye yazmadıkça, zenciler ezilmiyordur.”

 

     Çünkü algı ve bilinç, ancak yazı ile somutlayabilirdi kendini…

 

     Türkiye’de de her gün ulusal gazetelerde yüzlerce köşe yazarının ve görsel medya yorumcusunun eveleyip geveledikleri arasında dişe dokunur pek az şeye rastlarız.Bu yüzden yüzlerce metnin, sözün orta yerinde aslında derin bir sessizlik de vardır.

 

      Zaten yazabilecekleri birçok temayı daha düne kadar biraz da kendileri tabu kılmışlardı;  bu topraklarda yaşamış ve yaşayan bütün kültürel kimlikler birer tabuydu; din, halen bir tabu, genelkurmay tabu, İstiklal Marşı tabu.Bürokratlara, makam-mevki ve mühür sahiplerine eleştirel bakmak ve daha pek çok şey  hep tabularımız bizim .Sadece Türk, Müslüman, erkek ve de ya Fenerbahçeli ya da Galatasaraylı’yızdır(!)Birbirimizle iletişimimizde bu vb. aidiyetleri karşılıklı onamak dışında pek fazla bir  seçenek de sunulmamıştır bize ve daha kötüsü, yazıya da bu aidiyetlerin yönelttiği kuşatma ve yaptırımlar halen yürürlüktedir.

 

       

        “Kurtarılması gereken çeşitlilik olgusudur,”diyen C.L.Strauss şöyle sürdürüyor:”Gizli kalmış potansiyelleri yüreklendirmek, tarihin saklı tuttuğu tüm bir arada yaşama eğilimlerini dürtüklemek(…) ve bütün bu yeni toplumsal ifade biçimlerini şaşırmaksızın, tiksinmeksizin, karşı çıkmaksızın karşılamaya hazır olmak gerekir(…)Hoşgörü, önceden görmeye, anlamaya ve isteyeni istediği yere yükseltmeye dayanan dinamik bir tutumdur.Kültürlerin çeşitliliği ardımızdadır, çevremizdedir, önümüzdedir.Bu konuda talep edebileceğimiz tek şey, bu çeşitliliğin,  her biçimin diğerleri için alabildiğine cömert bir katkı oluşturacağı bir türde gerçekleşmesidir."

 

       Bir tür çağdaş dervişliği gerektiren ve çilekeş bir eylem olan yazı,  bir oranda bütün mantıksal çıkarsamaları, sosyolojik olguları ve kendi etiğini gölgeleyerek  bugün kültürel zenginlikleri birleştirici değil, ayrıştırıcı; nesnel olguları muhtevasından yalıtıcı, manipülasyoncu bir kisveyle pazara çıkarılarak metalaştırılmış, sığlaştırılmış ve magazinleştirilmiştir.Bu, sözün ve yazının onuru adına son derece irkiltiltici bir tablodur...

  

       Bu ülkede oluşan kültür endüstrisinde ve yayın dünyasında da son on ila yirmi yılda gözlenen tekelleşmeyle birlikte, artık her tür entrikayı, çirkefi ve Ece Ayhan’ın deyimiyle “Kötülük dayanışması”nı gözlemek mümkün...Bu reel durum karşısında yazı adamlarının da konumlarını artık yeniden gözden geçirmeleri ve  yazının- yapıtın metalaşması karşısında alternatif duruş ve restler ortaya koyabilmeleri giderek daha çok önem kazanıyor...

 

      Adalet duygusunu ve entelektüel vicdanını çoktan yitirmiş bu yayın dünyası ve edebiyat ortamında, süren meta anarşisinden kendimizi yalıtarak güncelin pazar çukurlarıdan uzak da durabilmeliyiz.

 

      Zira, yazı adamlarının bilincin belirlenmiş sınırlarından bir “kopuş”u gerçekleştirerek “sivil” ve "özerk" kalabilmesiyle iktidarın ideolojik kodlarının kırılması  mümkündür...

  

       Yazıyı, edebiyatı alıp satabilen basın ve yayın tekelleri, tam anlamıyla hegemonya kurmayı,her yere nüfuz etmeyi henüz  tam anlamıyla başaramamışlardır; çünkü yazı hep:”İnsanın karanlıkta parlayan ışığıdır.”Bu yüzden sözün bir anlamı vardır; bu yüzden şiirin(de) hala bir anlamı, hayatlarımızda bir nesnel karşılığı vardır.

 

    ”1987 yılında aldığım ilk şiir ödülü için benimle yapılan bir söyleşide vurguladığım birkaç cümleyi,- tam yirmi iki yıl sonra- burada yinelememin anlamlı olacağını düşünüyorum; şöyleydi:

  

      ”Burjuvazi her şeyi elinin altına almayı başaramamaktadır.Ün, nüfuz, etkinlik konusunda burjuvazinin güdümünde olmayan, ona karşı ve onun hoşlanmadığı bir  kimliğe sahip olan sanat ve edebiyat da vardır.Burjuvazi ile bağdaşan bağdaşır, ama bağdaşmayan kendisi olarak kalabilmektedir…”(Bkz. Temmuz Dergisi, Mart 1987, 8. sayısı:”Kuşatıldığımız nesnel gerçek güzel değil; güzel olan henüz gerçek değil,” başlıklı söyleşi.)

         

  

  Yazdır Facebook'ta Paylaş Arkadaşına Gönder YAZILARINDAN





      DUYURU

ŞARKISI BEYAZ


3. Baskısı çıktı!
(Roman, 265 sayfa-Nemesis Yayıncılık)



KONUŞSAM SESSİZLİK GİTSEM AYRILIK


5.Baskısı çıktı!
(Bütün şiirleri:1.kitap/120 S.-Nemesis Yayıncılık)


FERİDE


13.Baskısı çıktı!
(Bütün şiirleri 2. kitap/96.s.-Nemesis Yayıncılık)



 



Uzun süredir yeni basımlarını yaptırmadığım ve okurun ısrarla aramaktan caymadığı yeni baskılar yayınlanıp raflarda yerlerini aldıktan sonra, yeni kitaplarım 2012 yılı içinde sırasıyla yayınlanacaktır. Bilginize sunar, selam ederim...(Y.O.)


      MULTİMEDYA



      GALERİ




   KENDİ SESİNDEN ŞİİRLERİ