|
A Ş K I M Ş A R K I M
 (orada bir aklık; aklıyorum, aklıyorum bitmiyor! ölüyor, ölüyorum da bu yaşamak bitmiyor…
yazıyorum: anlatmak, anlıyorum: anlamak, sarıyorum: kanamak, özlüyorum: aramak, büyüyorum: çoğalmak h i ç b i t m i y o r !)
ay doğar, gece uçurum gibi gelir. yanarım, aklıma küller gelir...
.JPG) ey kül, kalmaksa kalmanın, ama ölmekse ölmenin rahmidir yerim,ölmekse! dediler onlar da öldüler, kansızdı hançerleri oysa şimdi günlerin menzilinde, hançerleri kınındadır. kirletip atmışlar uykuyu/gözleri ve sakalları hâlâ gülümsüyormuş vur emri ve adları ajans bültenlerinde generaller ödül koymuş cesetlerine…
ay doğar, gece uçurum gibi gelir doludizgin tayların yeridir yerim orada işgâl teni toprağın susarsam düşerim, ıslatır toprağı terim...
oysa ben feodal törelerimi s(atıp) da girdim bu kente attılar ömrümü çeklere, senetlere ve dipçiklere bakmaktan yorgunum hayatın teninde kirli sivilcelere...
ey dağlarım, ey rüzgarım beni gel kurtar!
ay doğar, gece uçurum gibi gelir ben bir hırçın ozanım,sizi burdan kovarım,kovulursunuz! aşklarımı açıklasam büyürüm ufka karşı açıklasam suçlarınızı ölürsünüz!
(açıklasam ey bütün hutbeleri, mevlutleri ve en azgın yaraları bu kentin! kirli ışıkları, beyaz tokalı kızları, ateş konuşan militanları, bulvarları, barları, “parça gösteren” sinemaları, esnafları, eşrafları, oofff'ları, sevgi tüccarları, ihanet ihraççıları, sabah çorbacıları, voltadaki mapusları,muhterem memurları, gözleri mahmurları, kan kaybeden aşkları, futbol mecnunları, kenarları, kerataları....)
açıklasam! vergiye tâbi viziteler, sarkık memeler; alkol, sperm ve kan kokan geceleri bu kentin!
biz bu kentlere girince görmüyorsunuz gölgeleri, ışıkları bilmiyorsunuz b(akıp) günün ortasında gözlerinize kendinize bizim kadar ölmüyorsunuz...
ey dağlarım, ey rüzgârım, aşkım, şarkım beni gel kurtar... her yağmura savrulan ıslak kanatlı kuşları kurtar!

ay doğar, gece uçurum gibi gelir orada uzun yol şoförlerinin uzak yollara saçılmış gözleri uzak sevgileri, üşümeleri ve bu kentin bir ülkeye acıkmış peşmergeleri topraksızız da topraksız şimdi hangi toprak saracak ölüleri?
ay doğar gece uçurum gibi gelir
aklıma notaları kurşunlanan şarkılar, kurşunlarda yanık kokan türküler gelir ben bu kente girince efkâr kokar, bir sarhoş bu kente kusar kendi kokmayan kadınların etekleri rüzgârlardadır…
ben bu kente girince kimlik sorar devriyeler devrilmeler, delirmeler ve devrimler hesap sorar ben bu kente girince tetik düşüremem, ellerim kilitlenir dudaklarım mühürlenir, öpemem! Saramam...Saramam kollarım kilitlenir.
yine de ay doğar, ay, gece uçurum gibi gelir herkes kendine kalır umarsız; sanki ölümünün sanığı, açlığının nedeni herkes ve yangınına taammüden kastedilen şu hayat…
ben bu kente girince yasak öpüşler karanfiller, şiirler yasak tutarım yollara atarım kendimi: “-bir tek karanfil, bir dize şiir sami, karaborsa olsun, n'olursun! bir dize şiir yıldızlı geceler gibi koksun…
yerde tank paletleri çiğner şiirimi -bu yüzden, sırf bu yüzden...- bu yüzden tanımım yerdedir ve en büyük tanrım yerde o yerde, mitralyözler taradı gençliğimi/siz bilmezsiniz tank paletleri çiğnedi şiirimi sevgimi, düşlerimi ve gülüşlerimi hepsi yerdedir şimdi/siz bilmezsiniz…
.jpg) ben bu kente girince geceler, gelecekler, gençlikler yasak ötede pazarlığa oturmuş pezevenkler orada altının, doların tırmanışı acının, öfkenin, ihanetin tırmanışı ve umudun…
ötede kaypak baharlara yürüyen sevgililer ve bir uğultu ummanındaki kalabalık; tüketen, tükenen kalabalık ve kabarık ölümler ölümler...
.JPG) bulun benim notamı hangi şarkıda kaldı? b u l u n b e n i m n o t a m ı !
sordular, hangi gazetelerle örtmüştük o ölüleri? kim uydurdu infaz gecelerini? özlemin vergi iadesi yok mu?
yine de ay doğar, ay, gece uçurum gibi gelir ben bu kente girince en namlı namlular uyanır ansızın kesilir çocukların, en iri bıçaklarla kesilir ninnileri: “de lori lori, kurêmin lori… de lo-!”
.jpg) sonra yağmurlar düşer yollara, yollar düşlerim gibi ıslaktır. toprağın o haklı kokusu ansızın bana yerimi anımsatır ki azım, azıksızım, traş da olmamışım ve büyük acıkmışım sonra ter içinde küfürle geçerim geceleri daha ısrardır, ısrar, yeni çocuklar doğar ve hamiledir bu kentin tüm gelinleri…
ay doğar, gece uçurum gibi gelir bu kentler bitecek bir gün bizleri bırakarak gökyüzü uçaklara, kentyüzü namlulara kalacak bu kentler bitecek bir gün bizleri bırakarak ve herkes ufalacak!
ya da biz bu kentlere girince, bize karanfiller, şiirler atacaksınız o gün sevinçten ağlayacağım, ağlayacaksınız!
kadınım, beni kokla ve uğurla dönmeyebilirim kokumu unutma…
  /işte yeni bir ufku çiziyor ellerim siz boğulurken orada dirilmenin rahmidir yerim.../
Diyarbakır, 1987
---------------------------
Not:Yılmaz Odabaşı'nın bu şiiri, sıkıyönetim Diyarbakır'ında yazılmış,1987'de TAYAD'ın düzenlediği,"Darbecilere karşı acıyı, hayatı şiirleştirelim; en iyilerini seçelim," konulu şiir yarışmasında -Ümit Mola mahlasıyla- binlerce şiir arasından ikincilik ödülü kazanmıştır. Yılmaz Odabaşı, cezaevlerindeki mahkumların elle yaptığı çarmıhta adam heykeli ve ölüm oruçlarında yitirilenlerin adlarının birer karanfill işlenerek anıldığı bir mendili, 1987'de TAYAD'ın Ankara'da düzenlediği ödül töreni gecesi dönemin TAYAD başkanından almıştır.
|