|
F E R İ D E ş i i r
YILMAZ ODABAŞI
.jpg) 'istasyonda konuşan iki dilsizdi onlar ayrılığı söyleyen kara gürütülerde şaşkındır buralarda ayrı düşmüş aşklar kış'ın ve silahların beyaz serinliğinde ' -L.Aragon-
k(adın):feride uyruğu:dünya; dinin yok,dilin var ve sonrasını ben bilirim...
aynı yağmurlardan kaçarken bir saçağa düştük önce; sonra gece; avluda bir kırık dal dursa üşür feride tarihini düşünmedim, düşünmedim, ama tenimiz tanışır önce ve terimiz... o benim avradım olur gecelerce, günlerce; sonrasını...sonrasını ben bilirim...
geceye yağmur inerdi işte böyle sicim gibi, ipince giderek soğuyan dünyamıza kanat vururken kuşlar ve hüzünle şaşırırken yolunu yitik yıldızlar, feride, bir destan gibi yürüdü ömrünü akmaya yaraşırken sular...
sonra sular sulara, günler günlere vururdu
ve hayat onu da, beni de hem ne kötü vurudu;
hayvan gibi vururdu hayat, küfür gibi, namlu gibi vururdu...
sonra feride geceler boyu uyurdu.
ileride unutulmuş bir allah kendini doyururdu ve susunca feride, yeryüzü boğulurdu... yeryüzü yüreğimdi biraz da, kururdu...
kururdu...
ben onu dilsiz ve dipsiz biçimlerden çaldım kimselere... kimselere bırakmam !
öpüşlere sararım, gidişlere sorarım kimselere...kimselere bırakmam! feride başak kokar, esmer bir başak gözlerini hep s(aklar) utanırken sonrasını... sonrasını ben bilirim!
günler turşu kıvamındaydı; şarkı söyler, rüzgar giyerdik akşamları.masamızda hep ucu kırık bir karanfil dururdu; yaralamızı sarardık, sorardık ihtilal dönüşleri, infazları sayardık... kadınlar ve erkekler kendi aybaşlarındaydı; gelinler su başlarında, şöförler direksiyon, gerillar silah başındaydı.bitmezdi tükürdüğüm savaşları da apoletleri büyük beyni küçük'generallerin! orospular sızardı gecenin yırtmacından yırtmaçların tenine küfür dolardı ve küfür yazardı gazeteler...
geceler küfür kokardı/ alkol ve sperm günlerin yaslı yüzünde kirli kan ve peçeteler...
peçetelerde günler turşu kıvamındaydı faşizim kıvamında işkenceler bir uzun yol şöförü yolları... yolları feride'yi andığım gibi anardı geceye devriyeler dolardı! ne o kimliksiz miydik?
feride hınca hınç grevdedir tek tip insan pazarlarında; dağlara atarım, bulutlara katarım onu kimselere... kimselere bırakmam!
kül gecelerinden çalarken onu ateşlerin içinden bastım bağrıma üzüm suyu damıtır gibi, sarar gibi ağrısını ışık kanatlı bir güvercinin
dirildim, dirilttim onu kimselere bırakmam... kimselere!
sonra tenini tutkuladım avuçlarımda, mühürledim dudaklarını ateş kızıllığında... kattım onu yasak şarkılarıma, kitaplarıma feride'yi şiir saydım biraz da...
nisan'ın kızıdır feride; bundandır nisan güneşi sinmiştir tenine
ve kokusu otların, kırlangıçların... dağları uyutur koynunda kavgalara gidince;
sonra aşk olur, kadın olur bana gelince...
ki aşkın saati, gömleği, takvimi yoktur;
uçarı bir rüzgar gibidir ansızın ne yana dönse yüzümü ufka çeviririm sonrasını...
sonrasını ben bilirim...
feride tütünü türküye banar da içier yüğreğinde bir tufan negatifleri ölümden gelmiş, kollarıma yakışmış bırakamam kimselere... k i m s e l e r e !
feride şiir huyludur, gül kokuludur gül kokuludur gözleri ile gözlerime dokunur
dokunur... vaay!
ey o kasırgalarda okyanuslar çiğneyen gemi
ayrılıksa, "vur sineme öldür beni!"
'...yapılmamış, unutulmuş itirazlar mı vardı?kuşkusuz vardı böyle itirazlar(...) nerdeydi şimdiye kadar görmediği o yargıç?nerdeydi o yüksek mahkeme? konuşacaklarım var el kaldırıyorum...' -Kafka-
(poliste) portatif bir hayat katlanabilir!
belli ki tenemin rengini yitireceğim ve hayat yitirecek rengini yüzümün sustuğu yerde korkarak yürürken caddelerde benim yüzyılım hani? ülkem nerede?
feride, şimdi yanaş kıyılarıma bir vapur gibi çarpıp durayım güvertede gözlerine...
(beni böyle bir eller beni yollar, beni yeller kelepçeler, hücreler beni alıp gitmeye inan ki feride inan aşk, önce!)
(gözümü bağlıyorlar; korkma sevgilim, gözümü, gönlümü değil...)
kanlı karanlık odalarda beni morartıyor, azaltıyor ve azdırıyorlar böyle her seferinde, çıkınca fırında ekmek gibi kabarıyorum sonra bir çoğalıyor, bir çoğalıyor, bir çoğalıyorum...
(bir güzel renk değiştiriyorum; korkma!yürek değil, renk değiştiriyorum sadece..)
ben can, camiler ezan derdinde! kollarım gidiyor önce, ayaklarım ellerim... saçlarım gitmişti zaten, bileklerim gitmişti biliyor musun bir sen kalıyorsun içimde yüreğimin alazında biz bize ağlaşıyoruz sesizce...
(sonra gözlerim açılıyor; korkma!dilim değil, gözlerim sadece...)
(mahkemede) yurdum, seni 'devlet topraklarının bir kısmını veya tamamını ayırmaya yönelik' ve gizli' s e v i y o r u m! dediler...
(hapishanede)
buraya gelme feride bir hançer gibi saplama savuran gözlerimi yüreğime
yine o öksüz koridor, o yaslı ve yaşlı koğuş küf ve sidik kokuları yine ben voleybol oynuyorum bahçede birikmiş gibi volta borcumu taksitle, her gelişte ödüyorum...
aldırma, bir kedere sevkolunmuş suretim kadınım, kardelenim, gülenim!
(bir de sen...sen feride olmasan bana böyle delice göz kırpan yeryüzüne kanmasam kanmasam mahvolurum kız,mahvolurum!)
ekmeksiz kal da demiştim içeride kavgasız ,kadınsız, çaresiz kalma...
bunları yazmadılar hayat bilgisi kitaplarında!
olmasam da ey feride tüten geceler feride, yine tütünü türküye banar da içer yüreğinde bir tufanın negatifleri
yazmadılar!
oysaki ben b(aşka) inanıyorum hep ölüm bu(yurdunuz) yazıyorum: ey devlet, ey tanrı artık o(kulun) yok senin!
ben uçurumlar önünde kendimi kemiren kerem artık kendimi kemiren türküler dinlemem...
dinlemem ki ben rüzgardım usluca kedere kaldım yürüdüm, göçebeydim; yürüdüm, kurşunlandım! sonra mart kaldım, eylül kaldım ey susmanın çorak iklimi yüzüme uzun sürmüş soruşturmalar yorgunluğu çarmıhlara gerildim, ölümlere tek kaldım...
bu tufan ne yana?
yana yana susmayı dilince, büyümeyi bilincine devşiren çocuk?
(dışarıda) çıktım da uyku sızarken gecenin sarkısından nerede yaralı kuşları yorgun yüzümün kendi köpüğünü eriten bir denizde? bileylenen her bıçak kınında çirkin kınından çık yüreğim, geçmi kaldın geç mi kaldın?
çıktım kanlı karanlık odalardan elbet çıkarım, çıkacağım!
şimdi dağları aralasan bu akşam üstleri ben çıkarım; kuşları kovalasan, yürüsen yollara göcebe yanım... geceleri kanatsan alnımda yağmur, saçlarım kar türküsü çıkarım!
(ben bu çiçeği bölsem, koklasam sen çıkarmısın?)

bu nasıl yalan yollar ki böyle yürüdüğüm saçlarımın kokusu sinmiş bu kente bu gece saçlarından geçiyorum yüreğim ter içinde sussam, yokluğun kan tükürür beynime geceler büyürse tutsağım sabahlar doldur yüreğime...
çıktım da kentler kent değil yine belki bu yüzden tüketmiş soluğunu şarkılar kuşlar da gitmiş, keder büyümüş ama bak boğulmamış içimizde kıyılar...
(kıyılarıma varsan ben çıkarım, halkımı tanısan yurtsuz çıkarım!)
kal kendinin anası ol doğur kendini sonra gel beni doyur büyümeden açlığım...
sesim mi o da büyür sen kaygılanma!
gel bata çıka çıkalım; düşe kalka, gide dura, güle ağlaya...
(bana kalsa bir namlunun ucundan sesimi, gümbürtümü alır çıkarım; ben bu şiiri okusam sen çıkar mısın?)
sonra zıbarıp kalmak için yer ayırttım bir'paspal palas'ta; oturup fotoraflarına baktım, yazı makinamın içinde külleri temizledim.
sokağa çıktım, yasak yürüdüm; üzerime adını almayı unutmadım...
yollara dokunmadım, kedilere ,camlara dokunmadım; yıldızlara... yıldızlara hiç dokunmadım, dokunsam düşecektin...
.jpg) sonra geceye şiirler okudum, bitti bitmedin! bilsen ne çıkar; hem nasıl bileceksin?
(sen bir şeyler bilsen bildiğinden ben çıkarım çocukluğuma dokunsan öksüz çıkarım...)
şimdi sokaklardayım sokaklarda...içimim sokaklarına adın yürüdü adın satırbaşlarında ayrılıkların...
oysa ben bu geceyi bilmiyorum, yolları bilmiyorum unutmayı hiç;
şimdi sokaklar bile esniyor uyumayı bilmiyorum...
yanmamış bir gaz sobasının yerlere dökülmüş atıkları soluğumu kesiyor.soba boruları kırık camlardan dışarıya uzuyor;
dışarıda kar, dışarıda rüzgar esiyor; uykusuzluğa uyuyorum....
dört battaniye aldım üstüme, üşüyorum feride;
kalkıp şiir yazacağım, ama hep şiir mi yazılırmış kuşatılmış gökyüzüne?
ben seni...seni diyordum feride; nasıl gelirim, hangi sokaklar çıkar sokak desene? ben seni yorumluyor, sana yoruluyorum işte başka nereye giderim söylesene?
sonra bir bakıyoruz biz kokmuşuz biz bize taşıdık, taşındık bitti öpüp durma üç numara traşlı kafamı öyle feride, kız, geldim işte; ağlama, şişmanlarım yine. yine sevişiriz sur dibinde bahar gelince...
feride, bu sen misin, nasılsın söylesene? ellerin...ellerin nerede? bak, ıssız bir ada gibiyim beni çevrele beni sar, beni sor, beni ağlat bu gece!
üşüyorum bana bir palto bul feride ya da aç ğöğsünü ısınıp kalayım öyle geceler çarpıp düşsün dalgın güzelliğine...
gözlerini sil ve bu sevda kadar koyu bir çay tutuştur ellerime yok, gitme!
gitme, sen gidince sevmek yüreğimde düğümleniyor özlemeyi yutkunuyorum... sonra pencerene ürkek kuşlar konuyor şu gök var ya şu gök, birden üstüme çöküyor; yok, gitme...
gitme aç göğsünü ısnıp kalayım öyle...
diyorum ki bir koluma seni çıkınca, diğerine ülkemi gör ki payıma çığlıklar düşmüş ve kül geceleri benim yüzyılım hani? çarşılar çarşı mı şimdi?
belki insanlar tenine gül sunmaz diye, kir görmez diye, hasrettir böyle kanla ıslak ve kire karılmış böğrünün asıl rengine darda daralır bir yerlerde...
bana bir ülke getir feride üstünde masmavi bir gök olsun!
saçlarını çöz sağrılarını ıslak taylar gibiyim ve tenin senin doludizgin bir ülke...
gözlerimin ortasında gözlerimin ortası tenini hatırlat tenime bana aç vücudunun deltalarını kadın kokunu ver sulamak için rahminin kıraç topraklarını...
şimdi aşk, önce!
(bu sensin ve sesin... bu terin ve tenin ıslaklığı kal öyle, ısıt gözlerimi gülüşlerinle...)
birazdan kapılar kırılacak belki de birazdan kapkara bir örtü olabilir gözlerimizde biz diz kırarken sinesinde sancının yolunur papatya, deşilir ten ve yara da;
rüzgar ve kar kar... yurdumda bir dal daha kırılıyor rüzgarda kimseler bilmiyor...
o dalı yeşertebilir miyiz feride, baharda?
iki gözüm, kar yağıyor dışarıda elimden terliyor ellerin kar yağıyor yoksul gecelerine ülkemin pencerelerine perdesizliin
kara kan karışıyor!
kara bin damla kan düşürüyoruz çoktandır ayaz günleri ülkemin
karda kar değil, kan mevsimi...
bırak, serseri yağmurlar, darbeci generaller, vizite kağıtları ve gündelik telaşlar bir an bir yerlerde kalsınlar! gecenin yüzüne karşı konuşan cinayetlerde ölümdü, kederdi, hasretti gördün! tüyleri dökülen bir kuşun yüreği kadar sıcak ve bir kez ağzımızdan çıkmış bir küfürdü hayat!
şimdi göç yollarında mısın? yurdunu mu yitirdin? örselenmenin yurdu yok! aşkın yurdu yok! özlemenin yok!
daha gece bir keder salkımıyla geliyor; bir salkım da bizden! yollara çıkmanın yurdu yok! yürümenin yok!
şimdi hasret iri gözlü bir çocuktur çırılçıplak kıyılarında her uçurumun; göç yollarında yurdum yağmadır, kabarık ve kangren! ömürlerin ömrü yok! efkarın takvimi yok!
Yok...Yağma, kabarık ve kangren...
'(...)bu gün kimse konuşmuyor(eski söylediklerini yinelemeyenlerden başka),çünkü dünyayı sürükleyen kör ve sağır güçler,öğütleri,haber vermeleri,yalvarıp yakarmalarıdinleyeceğe benzemiyor.şu son yıllarda gördüğüm bizde bir şey kırdı.bu şey,insanın güvenidir;o güven ki,insanlığın dilini konuştukmu bir başkasından insanca karşılık göreceğimize inandırır bizi(...)insanlar arasında sürüp giden uzun diyalog bitti'... -A.Camus-
(herkesin bir feridesi vardır bilmez miyim herkesin bir ayakkabısı gibi birde şarkısı herkesin bir kimsesi vardır bilmez miyim bir de kimsesizliği..)
gözlerimle gözlerime dokunuyosun bir bilsen o an gözlerim oluyosun kaçalım, beni gören sen sanacak! görüyor musun dağlara dokunuyor insanlar giderek dağlaşıyorlar... görüyormusun adınla başlıyor her şey karın eriyişi, yağmurun dirilişi özlemenin ilk harfi, gücün hecelenişi... adınla! adınla her şey şarabın dökülüşü, sesimin eskimeyişi...
ben çarşılara abanıyorum işte çarşılar yanlız, çarşılar yalan çarşılar bana abanmıyor feride... ben ise sana abanıyorum büsbütün aşk kesiyorum...
yenile yenile bana abanıyosun sende ateş kesiyor dudakların saçların bir tutunmak oluyor bu yangın yerlerinde
ben nereye gitsem biraz senden gelirim ardımdan kuşlar ve uykular gelir... feride ey yaar!
gelip bana çıkıyor bu kent ben kentlere çıkıyorum kentler kent olmalı feride bir türkü tutturup açabilmeliyim anlımı gecelerinde
güne koşerken çocuklar güne erkenden ya deniz ya dağ kokmalı yolları
çocuklar çocuk olmalı aç bakmamalı sevgiye çocuklar bazen bir ülkedir gözleri gök(yüzünde)
ter ve güneş kokarken işçiler evlerinde herkes gibi olmalı, adı gibi yoksa sonumuz olur feride utanır rüzgarlar hakedilmiş iklimlere...
çarşılarda kalabalık yürüyor sanki topyekün bir ülke toprağın şiddetinde ansızın o kalabalık soluyor 'faili meçhul'lerde...
(bu kalabalık ölmese aşk, önce!)
çarşılarda kalabalık yürüyor her yanım kalabalık ve kabarık duramıyom böyle çarşılara abanıyorum bende
-gülüşleri, konuşmaları, oturuşları nerde? hani çocuklar mavi esintilerde? bu kanlar da ne?
bir bilsen o an gömleğimi parçalıyorum günün orta yerinde çatırdıyarak kopuyor düğmelerim suçlulular nerde?
bıyıklarımı kemiriyorum,bitiyor çekip koparıyom saçlarımı bir bilsen ter damlıyor yüreğimden yerlere bileklerim kesilmiş, damarlarım dökülmüş caddelere
ben çarşılara abanıyorum işte çarşılar yanlız, çarşılar yalan çarşılar bana abanmıyor feride...
keder bile yıkar bendini yağmur iner, gök boşaltır içini büyür mü benim yüzyılım b e n i m y ü z y ı l ı m h a n i ?
çoğaldım ve bir soruyla dolaştım sokakaları bir soruyla açıp her sabah penceremi benim yüzyılım hani? benim yüzyılım hani?
sonra susamışlık oldum gitgide ağlamışlık, kanamışlık birdenbire artık bütün sularda bir susuzluğum işte yankısı yok sesimin caddelerde 'bir yudum'diyorum sonra'bir yudum, halkım!'
şimdi bir tomurcuk patlar, bir dal kırılır apansız.
birileri düşer yağmurlara...yağmurlara zamansız... belki ağzının kıyısı kansız yarım kalır türküsü; dağılır, yiter sesi anlatılır rüzgarlara öyküsü...

daha önümde ardımda korkunun kokusu dağlarda kırılan alevin yanlızlığın vahşetin böhründe zulmün tortusu!
sonra güne koştum, güne coştum
kucağımda dünyaların türküsü;
çıkıp kentin en geniş meydanına boğazımı gömleğim gibi yırtıyorum: susmayın!bir şey bilmiyorsanız küfredin,
düpedüz küfredin işte!
bir şey anlamıyorlar bile;
o an gökyüzünde dingin bir bulut
duvarları aşabilen rüzgarlar çarpıyor yüzüme...
(bakıyorum da yollarda kanım pıhtılaşıyor üstüm başım kir karanlık vay balam!)
kapıyı yağmur diye çaldılar oysa
açtık: k a s ı r g a!
kasırga kasılıyor kalarında ülkemin
(bu hep böyle sürmese aşk, önce!)
sonra bir bilsen teni kan içinde hayatın eti kan yılmaz'ın, sesi kan bir kahve önünde duruyorum insanlar öylece oturmuş kendilerini turşuluyorlar, tuzsuz...
-dikkat dikkat! ülkem dolaylarında yatmakta olan insanlar için .... guruplarında kan aranmıyor! yitirdik infazda günlerimizi can aranıyor!can aranıyor!
birden ön masadan üç adam kalkıyor,'kes ulen'diyorlar:'-ne canı?can burada işte!oturmuş pişti oynuyor çayına kahvede!'
utanıyor, utanıyorum benim yüzyılım hani? ülkem nerede? arkadaşlar, su su yok mu be !
d(erken) 'kimliğiniz lütfen...'
yerlerde pıhtılaşmış kanların üzerinden bir uğultu ummanında seslerin üzerinden çarşılar yanlız kentlerin üzerinden sessiz...sensiz gidiyoruz feride
şimdi bir namlu gibi gözlerin dışarıda kar dinmiş çamlar gelin...
bak, bir izbe oda düşmüş payımıza ısrarda çoğalıp, inadına ışıkları söndürelim susmasın elim tenimi tanı, kokumu ve terimi bu çığlık bir bıçak olup yırtacaksa geceyi al, göm göğsüne dağlanmış suretimi al da susalım biraz
hep aynı göğe büyürken ellerimiz...
bana bir ölüm tarif et feride yakma cıgaranı çek şu kibriti de olur ya dinamit gibiyim bu gece...
aldırma! bir kerede sevkolunmuş suretim kadınım, kardelenim, gülenim...
daha yenile yenileme bana abanıyorsun sen de ateş kesiyor dudakların saçların iri bir tutunmak oluyor bu yangın yerlerinde bırak! çarşılar bana abanmasa da, ben çarşılara abanacağım yine yoksa yaşamayı oynamıyorum işte yoksa bu şiir burada biter feride!
çarşıları yalnız, kentleri öksüz şiirleri yarım bırakmayalım!
kentler kent değilse parçalanırım yine gömleğimi boşuna ütüleme bencağız, damarlarım dökülsün caddelere ter damlasın yüreğimden yerlere çarşılar bana abanmasa da bırak! ben çarşılara abanacağım yine...
şimdi sınasam mı gücünü göğe sokulan ellerimin? karanlık koyulaşıyor rüzgarında çok öldüğüm günlerin...
sonra kirli bir duman çöküyor kente serçelerde sonbahar mahmurluğu...
şimdi porno ve arabesk geceleri bu kentin ve ölesiye yanlızlığım, azlığım; candan geçip feride'den geçilmez geceleri bu kentin...
(bir de sen... sen feride olmasan bana böyle delice göz kırpan yeryüzüne kanmasam kanmasam mahvolurum kız, mahvolurum!)
sana bir bıçak vereyim rüyalarımı dağıt bir rüzgar vereyim külümü bir sevda vereyim kuraklığımı dağıt
biz o yıllar rezil gecelerde üşüdük hey gidi kirli günler ne çok üşüdük sıcaklığımı al şimdi bu üşümeleri dağıt...
bak, bu kentler yeter bize sevişmek için de, çıldırmak için de!
kalabalık ol gel yalnızlığımı, gövdemi vereyim gel dağıt açlığımı...
d(erken) yıllar geçer o herhangi bir gün de akşam olur akşam olur sen bana bir bardak çay getirirsin ensenden öperim, o saat bardakta şeker gibi erirsin sen bir yaz güneşisin bakınca gözlerin bir sevinir bir sevinirsin... yüreğimden ansızın okul çocuklarının trampetleri geçer tramvaylar, havai fişekler geçer...
benim yüreğimde ise hep uzak ki yollar içinden uzun yol otobüsleri, sessiz ırmaklar geçer benim ırmaklarım ırmaklarım benim senin gözlerinden geçer...
(biz on ikiden vurulmuş eylüllerde üşüdük hey gidi kirli günler ne çok üşüdük!)
şimdi ''kaç'' diyorsun da başka sokağım yok ki yağmurum yok ki benim!
sokaklar mühürlüdür burada kalbinde kör bir baykuş telaşı saklar benim yüreğimde ise hep bir tabur konaklar
kalsam da bu kent beni yaralar sabahlarıda kederli çocuk gözleri göğsünde sahte lambalar
sonra bir yağmur ipince bir yağmur daha başlar ölümün taht kurduğu varoşlarda nasıl da kirlenir aşklar...
yorgun bir baş ayrılacak gövdesinden ve bir kaçak gibi gideceğim bu kentten
dışarıda simsiyah birgeceye çarpan hırçın rüzgarlar olsun; siz başka ölümlerde arayın beni gidiyorum, yollar kollasın kederimi
gidiyorum bir uzun yol otobüsünün camına düşerek başımı bir kaçak gibi...
bir baş nasıl ayrılır gövdesinden? bir rüzgar, ikliminden? bir ırmak, sesinden? bir şair, bir şiir ülkesinden?
o kuşlar yine çarpacak o mavinin alnına o çocuk sekerek yine okul yoluna artık uçurdum yüreğimin ıssızlığından ıslak güvercinimi ömrüm kopacak bir infaz ipi...
belimde bir silah var bu gece dağıtacağım beynimi bu gece yine gece...
dağıtacağım geceyi birdenbire damıtacağımyaşamdan rengimi şu başına buyruk takvimleri, kinleri, kirleri belimde bir silah var dağıtacağım beynimi ömrüm kopacak bir infaz ipi...
sonra ışıklar ve ıssızlıklar içinde yürüsem de uğultulu bir gençlikle ömrüm kuşatılır ihtilallerle
her bıçak tenimi, her namlu beynimi sınar...
tutuklarken yangınlar acemi dilimi de bir anı... bir dize kalır belki geride kirli yaşansa da günler belki evrilir maviye
hayat, hep böyle düşünmek, düşmek; ''düşmek'' dedim de, düştüğüm çok oldu biliyor musun? ve düşürüp bir şeyleri düşündüğüm çok oldu...
ağlar gibi olup da ağlamadığım; ağlayamaz gibi durup da ağladığım, çağladığım çook!
yurtsuzdum, bunu yazdı bültenler de yurtsuzdum da yeni bir yurt kurdum kalbime sana bile vize koydum, kimlik sordum feride
(ben kendimde feodal bir yaraydım belki de...)
oysa ki iki tufandık seninle lavlardan ayrı düşmüş iki kanardağ savrulduk usulca günlerin dargın göğsüne...
hani yüzün kar çiçekleri gibi açardı yüzün sığmazdı öpüşlerime
ve hep bir kuytu ararken özlem tüten yüzünde hiçbir aşkı mevsimsiz yaşamadım da kaç mevsim aşksız feride...
oysa ki tufandık seninle yatağını arayan iki ırmak belki de çoktandır dalgınlığımı düşünüyorum göğüsüne yorgunluğumu, solgunluğumu bu dar evlere
ve akşamüstleri taşıtların amansızca zırladığı bu kentte geceler karanlık, çiçekler uzak, aşklar dağınık beni anlamıyorsun!
ve biz seninle soğuklar kadar yoksul çünkü bir ekmeğin öyküsü ilişmiş kimliğime... sonra geceler boyu izimi sürdü kan düşmanlarım ansızın sesimi koyacak yer bulamadım!
bir sesim vardı bas bariton onu dağlara emanet ettim duruyor orda, çapraz asıllı silahların gizli esmerliğinde....
artık gözümü kırpmadan vurabilirim kendimi de; vurabilirim kendimi bir usturanın katil çeliğiyle ya da o silik duvar yazıları önünde bir paslı tüfekle! 24.00 sonrası... kanlı karanlık çekilirken rengine bir namlunun ansızın dağıtacağı beynimi bırakabilirim bulvarda aç gezinen itlere ardımdan kan...
kan koksun gece!
(bilirim cesedimin üstünde bir dal kırılır ,bir yaprak hışıdar yine; orada
'kime ne'sin sen; alıp gidesin kendini kendinle....)
ölürsem heceler kalır dişlerimde ay biter- se bende biter, ay üşür- se ölmüşlüğüm kadar üşürüm ben de ...
kalınca ömrüm ölüme yalnız!
(zaten yalnızdım...)
Sonra beni işgüzar Türk bekçilerine emanet ediniz...
.jpg)
herkesin bir ayakkabısı gibi bir de şarkısı
herkesin bir kimsesi vardır ben bilmez miyim
bir de kimsesizliği...)
ve yanmaktan değil, yakmaktan 'müebbedenmen' ömrümde iri dağlar, güzel kadınlar sevdim yine de ve bir tutam hırçın gençlikle yürüdüm takvimlerin amansız büyüsüne yüreğim hep uçurumlar denginde...
(ve hangi renkte olsak da, kalarak bizi sarıp sarmalayan günlerin asıl rengine rengarengine...)
benim ömrüm hep beyaza kandı ey 'şarkısı beyaz' ama hangi beyazı tutsam gri oluyor, sonra boğuluyor ve kararıyordu...
hiçbir beyaz bembeyaz; hiçbir yaz, yaz kalmıyordu!
(bütün griler eskiden beyazdı feride...)
tüketmeden bir sevda ezgilerini bir ünlem olmak varken; üç mevsim ilk yaza açılırken yeşile dolmak,yerküreyi uçurumlarda bile
sarmaşık gibi sarmak, tek telden her tele bir akort olmak,
kalmak, meydanlarında, halaylarda diz kırıp gülmek varken;
sen sar ve sor beni bırakıp gitmek varken... [ çünkü yalnız sana gelmiştim, dağılmıştım, sevmiştim; en umulmaz o sularda vurgun yemiştim...
(artık sen... sen feride olsan da bana böyle delice göz kırpan yeryüzüne kansam da, kansan da mahvolmuşum kız, mahvolmuşum!)
her yağmur bir gök bulur, elbet kendine;her yeşil bir dal, her su bir damla, her ateş bir kül, her takvim bir yıl bulur elbet kendine!her yangın bir duman, her öğrenci bir okul, her artı bir eksi, her yol bir taşıt, her soru bir yanıt;
her aragon bir fransa her fransa bir elsa...
her karacaoğlan bir zülüf bulur (yeter ki bakmayı bilin, her yarin bir zülfü vardır); her ressam bir tuval, her kış bir ayaz, her kitap bir okur, her şarap bir adam bulur kendine; yeter ki şarap, şarap olsun, içen çıkar...
her deniz bir martı, her ömür bir tufan, her rüya bir uyku, her nota bir şarkı,
her mezar bir ölüm, her ağaç bir kök, her dağ bir duman, her güneş doğacak
bir kuytuluk bulur ya kendine, bulur ya;
ben senden başka sen bulamam ...
b u l a m a m!
paramparça kıldım şiirimi bu kadar b(ölüm) yeter mi? s o n r a
a ş k: sonra!
ve ben gittim yüreğimde kan gülleri siz de o aşkın teninde bir dinamit sayın beni!
1989/Bağlar,Diyarbakır
Not:Bu şiirim, yukarıdaki fotoğraflarıyla birlikte adını bilmediğim bir okurumun blog sayfasından alınmıştır. Emeğine, duyarlığına teşekkür ediyorum...(Y.O.)
-------------------------------------------------------------------------------------------
"Feride" adlı şiir kitabını indirimli almak için tıklayınız:
http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=48200
http://www.dr.com.tr/Product.aspx?pid=0000000098105
http://www.idefix.com/kitap/feride-ciltli-yilmaz-odabasi/tanim.asp?sid=NG9AOOGMKF3ES37455WI
|