MAZLUM GÜN GELİR ZALİM OLURSA | YILMAZ ODABAŞI WEB SİTESİ


   MAZLUM GÜN GELİR ZALİM OLURSA
      03.12.2010 tarihinde yazılmış ve 2321 kere okunmuş.

           MAZLUM GÜN GELİR ZALİM OLURSA 

         

         "İnsanlık tarihindeki de hep aynı hikâyedir: Mazlum, gün gelir zalim olur ve zalime karşı konuşulmalıdır; çünkü cesurlar sustukça korkaklar konuşur. Bu yazım da hep ayakta kalması gerektiğine inandığım cürete, vicdana ve ifade hakkına saygı niteliğindedir..."

         

          YILMAZ ODABAŞI

      

       2005 yılı Diyarbakır Havaalanında beklerken beni telefonda gizli bir numarayla arayan coğrafyam insanı aksanlı bir ses, özetle:”DTP’nin kuruluş bildirgesini medyada sizin okumanızı uygun bulduk. Bunu siz değerlendirin, biz sizi yine arayacağız!”dediğinde, bir yazı adamı olarak bu öneriye sıcak bakmayacağımı söyleyerek sordum:

 

     “Bu saçakta dostum Orhan Miroğlu gibi insanlar var. Neden bana öneriyorsunuz?”

 

     “Çünkü partimize artık daha yeni ve entelektüel bir çehre kazandırmak istiyoruz. Bu arkadaşlar yeni dönemde tasfiye edilecekler.”

 

      Bu cümleyi işittiğimde ürpermiştim.Zira  Miroğlu, PM üyesi olarak o partide aktif çalışıyor ve partideki konuşmaları nedeniyle  yargılanıyordu..Aynı ürpertiyle telefonu kapattım; fakat o görüşmede vefadan yana Miroğlu adına nasıl burkulduğumu unutmadım. 

         

         Geçtiğimiz günlerde PKK'nın silahlı kanadı HPG'nin internet sitesinde yazar Orhan Miroğlu hakkında Toprak Cemgil mahlaslı yazıda şu ifadeler yer alıyordu:

 

     “…Bu konuda metanetin gerektirdiği erdemi gösteremeyişi bıçağın altında dolaşmasına neden olmaktadır... Sözün özü böyle giderse kırmızı kalemle çekilen bir çizgi devreye girer! Miroğlu'da, mortoğlu olur bu toprakların tarihinde…”

 

       Hem çok vasat hem çok irkiltici ifadeler bunlar. Bugün Orhan Miroğlu’nu barışçıl yazıları için boy hedefi haline getirip “hain” ilan edenler, ona asıl hıyaneti o bu partinin bünyesinde bedeninde Musa Anter cinayetinden kalan kurşunlarla çalışırken, yargılanırken yaptıklarını çoktan unutmuşlar. Onun yazılarını ve bir zamanlar emek verdiği, hayatını ortaya koyduğu camia tarafından tehdit edildiğini izleyenler de bu nüansı kuşkusuz bilmiyorlar.

     

      Hiçbir düşünce statik değildir ve kimse bayrak direği gibi düşünsel anlamda çakıldığı yerde kalmaz. Buna rağmen mahlasla birilerine tehdit yazıları yazdırmayı son dönemlerde yaygınlaştıran PKK, eski kalem mensuplarını bir süre sonra hain ilan edince, bu kez onlar için de yazacak yeni müttefikler buluyor ve kendi aydınlarını oluşturamayan bu siyasal güç, Kürtler adına fikir beyan eden ve gerçek adlarıyla, çehreleriyle apaçık ortada insanları dillendirdikleri kaygılar adına (Miroğlu’nun nitelemesiyle “PKK’nin kalem kanadı” ile) biçerdöver makinesi gibi biçiyorlar. Bir tür yazı ile(de) infaz projeleri yürüterek hedef seçtikleri kişileri Kürt kamuoyundan tecrit etmeye çalışıyorlar. Aynı sitede daha önce İsmail Beşikçi de tehdit edilmişti.

    

     Referandum sürecinde yine bir müstear adla beni de bölgesel gazetelerinde “belden aşağı” ifadelerle boy hedefi haline getirmişlerdi. “Belden aşağı” diyorum; zira bu “kalem kanadı”nın üslubu, bu insanların yazılı veya sözlü ifade biçimlerini ölçüt almıyor, onların iddialarını çürütmüyor, çürütemiyor, sadece tehditle, şantajla, avama yönelik ifadelerle(“Mortoğlu olursun” gibi ) Kürt kamuoyunda bu insanları yıpratıp aşağılamaya çalışarak kimseye kendilerini alkışlamak dışında bir seçenek sunmuyorlar.

     

      Miroğlu’nu itham eden o yazıda şöyle bir vurgu, dahası açık bir tehdit de yer alıyordu:” Miroğlu denilen zat-ı muhterem konunun üzerine inatla gitmekte ve daha çok kaşımaya çalışmaktadır. Yani bir bakıma inatla caminin duvarını kirletmeye çalışmaktadır…”

 

        "Mazlumlar adına şiddet karşıtı olmak mı, şiddet yanlısı olmak mı insanlığa karşı işlenen suçlar kapsamına girer? Bu sorunun yanıtı gibi Orhan Miroğlu’nun tavrı da açık ve barışçılken, barışı savunan bir insana onun infazına giden yolu gösterenler, karşılarında her zaman irkilmiş bir vicdan ordusu bulurlar.PKK, 80’lerin başında böylesi bir vicdan ordusunun öfkesiyle kendini inşa ettiğini unutmakta ve  şimdi giderek  kendine karşıt bir Kürt vicdan cephesi oluşturmaktadır."

       

      Bizlerin 70’lerin sonundan itibaren Kürt kimlik mücadelesine emek verirken ödediği bedellerle(de) oluşan bu güç, kendini olduran unsurların psikolojik veya fiziki infazıyla da besleniyor. Böylesi totaliter bir siyasal pratiği referandum sürecinde de takındılar.

    

      Bu tehditleri kedi internet medyalarında, Türkiye’deki bölgesel gazetelerinde böyle aleni yazanların referansları çok; geçmişlerinde de hayli kabarık infaz listeleri var…

         

       Peki, Orhan Miroğlu bu caminin korku duvarlarını “kirletmek” için ne demiştir:"Çünkü devletin görevi, dağa çıkmış olsa bile, dağa çıkanı bulup öldürmek değildir, tam tersine ne yapıp edip onu sağ salim dağdan indirmektir. Öldürmek kolayına kaçmaktır işin. Devlet otuz yıldır bu kolaycılığı deneyip durdu zaten ve şimdiye kadar dağa çıkanların 25 binini öldürdü. KCK’nin bundan sonra izleyeceği politikaların ve alacağı kararların eylemsizlik haline uygun olması, kalıcı bir ateşkesi hedeflemesi gerekiyor."

 

       Bu ifadelere hangi sağduyulu insan katılmaz? Kürtler adına 2010 yılından itibaren illegalite ve silahın işlevinin sona erdiğine hangi vicdan, izan sahibi insan karşı çıkar? Mazlumlar adına şiddet karşıtı olmak mı, şiddet yanlısı olmak mı insanlığa karşı işlenen suçlar kapsamına girer?Bu sorunun yanıtı gibi Orhan Miroğlu’nun tavrı da açık ve barışçılken, barışı savunan bir insana onun infazına giden yolu gösterenler, karşılarında her zaman irkilmiş bir vicdan ordusu bulurlar. PKK, 80’lerin başında böylesi bir vicdan ordusunun öfkesiyle kendini inşa ettiğini unutmakta ve şimdi giderek kendine karşıt bir Kürt vicdan cephesi oluşturmaktadır.

       

       12 Eylül yılları panzerler sokaklarımızı gürültülerle arşınlarken, bölgede 80’lerin sonundan itibaren Kontrgerilla’nın, Jitem’lerin itirafçılarla koordineli yargısız infazlar yaptığı dönemde neredeyse hiçbir Kürt aydını silaha karşı çıkmadı. Bugün Kürtler adına silaha karşı çıkmak, o zaman çıkmamak gibi bir “hak”tır.

 

       PKK’nin mutlaka silah bırakması ve BDP gibi saçaklarda demokratik-meşru mevzilerde mücadele etmesi gerektiğine inandığımızda, cami duvarı ile aramızdaki mesafeyi koruyamıyor mu olacağız?

  

       İnsanlığın ortak hafızası da cesurlar sustukça korkakların hep konuştuğunun örnekleriyle doludur. PKK’nin kalem kanadı, kaygılarını dillendiren aydınları boy hedefi haline getirmekten ivedi olarak caymalıdır. Orhan Miroğlu’na yönelik son tehditlerle ortaya çıkan tepkiler de göstermiştir ki, onlar o coğrafyanın aydınlarını tehdit edip kuşattıkça, Miroğlu’nun yazıları daha da yaygınlaşmakta ve taraftar bulamayacağı halde doğrusunu dillendiren aydınların varlığına duyulan gereksinim kendini daha çok anımsatmaktadır.    

 

                                                 Bir başka marjinal Kürt siyasal oluşumunun internet sitesinde sunduğu şu öneri ise kanımca gerekli ve anlamlıdır:”…  PKK, kendisi gibi düşünmeyen aydınlara, siyasi, kültürel ve toplumsal yapılara yönelik her türlü saldırısına son vermelidir, bir  başka ifade ile Kürt toplumunun dinamikleri ile de barışmak istediğini ortaya koymalıdır. Bunun için yapılacak ilk iş, Orhan Miroğlu’na yapılan saldırıyı kınamak, PKK yayın organlarında başta Miroğlu olmak üzere öteki aydınlara yönelik kaleme alınan düzeysiz ve tehdit içeren yazıları kaldırmaktır…”

 

       Miroğlu’nun yazdığı her yazının altına, 80’lerde onunla aynı davadan yargılanmış, aynı hapishanede yatmış ve otuz yıldır onu çok yakından tanıyan bir dostu olduğum için değil yalnız, yazılarının içerdiği vicdan ve cüret namına -her tümcesine-imzamı koyarım. Üstelik bu, asla benim kişisel yorumumum olarak da kalmaz. 

 

   Unutulmamalıdır ki bu çağdaş dünyada bir düzey içinde ifade hakkının bir onuru var ve hiç kimse aydınların ifade hakkınea bir aşiret reisi gibi yaklaşmayı kendine hak saymamalıdır.

 

    İnsanlık tarihindeki de hep aynı hikâyedir: Mazlum, gün gelir zalim olur ve zalime karşı konuşulmalıdır; çünkü cesurlar sustukça korkaklar konuşur. Bu yazım, hep ayakta kalması gerektiğine inandığım cürete, vicdana ve ifade hakkına saygı niteliğindedir ve özeti şudur: Bizim mazlumlar bir araya gelip kendi içlerinde kendi zalimlerini yarattılar ve şimdi bir resmi ideolojiyi dışlarken oluşturduğumuz bu yeni resmi ideolojimizle didişmek gibi bir yükümlülüğümüz de var.

 

     Yani Kürtler kendi ittihatçılarını yarattılar. Şimdi de kendi ittihatçılarımızla çatışmaktan ve gerekirse onların mahkemelerinde yargılanmaktan imtina etmeyeceğiz. Bu süreçte bütün Kürt aydınlarına düşen, eleştirel bakıştan, barışçıl bir ısrardan caymamak, cüreti ve vicdanı Orhan Miroğlu gibi asla elden ve gönülden bırakmamaktır.

 

                                                                                    İstanbul, 3 Aralık 2010

      --------------------------

      NOT:Oluşan tepkiler üzerine HPG sitesi bir açıklama yayınlayarak:"...Söz konusu tartışmalara neden olan makaleyi yazan site yazarı arkadaşımızın düşünceleri, asla HPG’nin resmi görüşünü yansıtmamakta, bu düşünceler sadece kendisini bağlamaktadır. HPG adına resmi açıklama yapan organlar bellidir, söz konusu organ da Anakarargah Komutanlığımız olmaktadır," denilmiştir.Atilla İlhan'ın çok sevdiğim iki dizesi şöyledir:"O sözler ki bir kez çıkmıştır ağzımızdan/Uğruna asılırız..."

      Bir siyasal yapının, bir kurumun resmi web sitesinde yayınlanan her yazı, her açıklama kendilerini bağlar.Hatta benim-bile- sadece kişisel olan web sitemde yayınlanan her satır şahsımı bağlar.Önce tehditler savurup, kamuoyu tepkisiyle karşılaşınca tavrını iade almak almak, ciddi bir siyasi organizasyona yakışmamaktadır...Daha önce İbrahim Güçlü, İsmail Beşikçi gibi aydınlar hakkında yayınladıkları tehditler için böyle bir refleksle karşılaşmayınca, herhangi bir açıklama yayınlamadılar.Orhan Miroğlu hakkındaki tehditlere ilişkin medya dahil böyle yaygın bir tepkiyle karşılaşmasalar, bu açıklamayı yapmayacaklardı.Bu manevralar samimi değildir.Tavrımızda; sevgimizde, nefretimizde, işimizde, düşümüzde, özetle her şeyimizde ister birey ister kurum önce samimi olmalıyız...(Yılmaz Odabaşı, 4 Aralık 2010)

  

  Yazdır Facebook'ta Paylaş Arkadaşına Gönder YAZILARINDAN





      DUYURU




 

6 MAYIS'TA MALATYA BELEDİYESİ'NİN KİTAP FUARI İÇİN MALATYA'DA OLACAĞIM (SAAT:14.00)

 

 12 MAYIS CUMARTESİ KIZILTEPE KAMPÜS KİTABEVİ,(SAAT:14.00)

 

13 MAYIS PAZAR NUSAYBİN HALİKARNAS KİTABEVİ, (SAAT:14.00)



14 MAYIS PAZARTSİ SEYR-İ MESEL MARDİN, (SAAT:20.00)

 

 

Uzun süredir yeni basımlarını yaptırmadığım ve okurun vefayla- ısrarla aramaktan caymadığı yeni baskılar yayınlanıp raflarda yerlerini aldıktan sonra, yeni kitaplarım 2012 yılı içinde sırasıyla yayınlanacaktır. Bilginize sunar, selam ederim...(Y.O.)





































      MULTİMEDYA



      GALERİ




   KENDİ SESİNDEN ŞİİRLERİ