|
SINIRA VURUYORUM
SINIRSIZ VURUYORUM
Kendi katline ilişmiş
şu benim sürgün ömrüm.
Sonrası intihar kokan bir sevda
Uçurumlarda;
uçurumlar kendi diliyle anlatılır...

Düşecektim ya,
sanki sen atıldın birden boynuma.
Göğe yaz…
Göğe yaz uçurumlar da aldatılır.
Kanıyorsa kan revan, ömrün;
uçurumlarda yaslı ülkeler ağlatılır...
Bir gül’dür benim ülkem
uslanmaz
ve sulayan kendi gövdesini;
yollarını süngülerin,
rahmetini buzulların kestiği...
Daha sınıra vuruyorum/sınırsız vuruyorum.
Ey ülke, rahmine al ve yeniden doğur beni.
Ben de o şarkının girişindeki sözlere…
Sözlere vuruyorum/apansız vuruyorum.
Bu yüzden sesim,
şimdi yakılmış defterlerdeki...
Tartılsam ağırlığımca hüzün gelirdim
artarken gecede siren sesleri.
Ben de o cinayetlere sınamıştım gövdemi;
kapımda kül ve yaftalı cinayet bekçileri...

Sesim,
bu yüzden o eski ölümlerde kan lekeleri.
Sesim,
ağırlığımca zincirlerdeki...
Sesim,
fırtına sonrası karaya vuran cesetlerdeki.
Sesim, o kanlı gömleklerdeki...
Bu yüzden ben de faili meçhûl bir cinayetim.
Bulun benim katilimi!
Yılmaz Odabaşı/1989, Diyarbakır
|