BİR KENT BİR SEVDA | YILMAZ ODABAŞI WEB SİTESİ


   BİR KENT BİR SEVDA
      27.12.2010 tarihinde yazılmış ve 4090 kere okunmuş.

         BİR KENT BİR SEVDA

 

          I: Bir Kent

         Hayat Ağacı, Stoclet Frizi, c.1909 (karartılmış detay) Sanatsal Reprodüksiyon

         Resimler:Gustav Klimt

       Kaldırımlarıyla sarmaş dolaş gecelerinde onbinlerce yüreği o yalnızlıklara teslim alan kent!Koca kent...Karbonmonoksit fonlarda otobüs kuyruklarına savrulan nice heder ömrün büyük susuşlara, müsvedde insanlıklara taşındığı…Farkında değildin, farkında değildi belki çoğulluğunuz:Boğulmuştunuz, boğuluyordunuz.

 

      Köşe başlarında çeyrek biletlerle pek de ucuzlamış umutların korunduğu kent; varsıllıklardaki yoksullukların, ağrılı yalnızlıkların, tutmamak için verilen sözlerin, terk edilmek üzere sevilen kızların kenti…

 

      Ve yirmi dört saatlik dostluklar, ego mastürbasyonları ve hep hüzün taşıyan vapurlar…O vapurlara binmedin,binseydin batardılar!

       Fulfillment, Stoclet Frieze, c.1909 (detail) Sanatsal Reprodüksiyon

      O kent! Aşklarına ihbarcılar tüneyen… Kayıp kimliklerin, “kimse?”lerin.Hani hiçbir taşıtında yerinin tam olmadığı ve hiçbir kadınını öpmediğin yağmurlarında.Kalsan o yağmurlara, bir saçağın bile payına düşmediği o ıslaklığın kenti…Sonra kendine vurgun o deniz ve çarparken tükürmesi sanki avurtlarına imbat rüzgârlarının; buğulu bir camının bile olmadığı ve çalmadan girebileceğin bir ev kapısının…Çünkü herkesin bir kenti vardır; herkesin bir adı gibi bir kenti vardır.

 

      O kent! Vuran ve vuran!Sonra sana bir başına bağırmayı susturan… Katıp önüne o kaypak rüzgârlarla sesini, sesini rehin alan ve  bağırıp bütün varoşlarında yakasını ellerinle tuttuğun, vuruştuğun ve yenik düştüğün.

 

      Fakat öğrendin ki kentler yenik düşmezmiş insanlara.Geç anladın; önce vuruştun ve yenildin sonra…

 

     O kent! Herkesin kendini, ısrarla hep kendini yaşadığı, sonra kendine kaldığı ve herkesin giderek kendinden kaçtığı… Meydanında göğüne bir dize yazarak bırakıp kaçtığın kent!Aramasınlar! o dizeyi ancak sen bulabilirsin orada.O kent, bir dizeye sığmıştır anılarında.

Death and Life, circa 1911 Giclee Baskı

      Hâlâ menekşe gözlü kadınları vardır o kentin; türküleri, bayrakları, bayram yerleri ve resmi törenlerle kutlanan kurtuluş günleri ve daha kurtulamayış günleri! Törenlerle yenibaştan, yenibaştan kurtarılıp, insanlarının yenibaştan kurtarılamadığı sabahları hani ıhlamur ve tarçın kokan.Geniş çarşıları, düşleri anadolu kokan konsomatrisleri, ışıklı panolarla kuşatılmış azgın ve tutsak geceleri.

 

      Herkesin bir kenti vardır.Bir insanı sevmek gibidir bir kenti sevmek; tanınmayan insan, gidilmeyen kent sevilebilir mi?

 

      Herkesin bir kenti vardır; ya senin kentin?Hani sokaklarında bir misket için debelendiğin.Yokuşlarında kiralık bisikletlerin direksiyonunu bırakıp kendini ana caddelerine delice saldığın o kent. Hani ilk sevgilinin, o liselinin küçük göğüslerine ve iri düşlerine dokunarak uyumaya çalıştığı gecelerde sana semâlardan gülümsediği o yılların kenti…İlk kez traş olduğun, ilk kez yendiğin ya da yenildiğin…

 

      Sonra ter içinde yüreğinle yaşamla kavga!Kavga: Peşinde koştuğu ekmeği büyüdükçe kendisi küçülen insanlar arasında…

 

      Ve ilk sinema geceleri, sevgiliye dehşetle mırıldanılan acemi aşk sözleri,İlk sarhoşluk, ilk korkular, yanılgılar ve ilk sigara.Bir gün...Bir gün ölümle ilk tanışma: 0.2’de gözlerin bağlı ilk alınışın; ilk sorgu, ilk çarmıh, ilk çığlık ve ilk duruşma.Tutuklu hüznüne ilk kez patlayan bir flaşın gözlerini kamaştırmasını unuttuğunda, bir gazetede gözlerin kapalı çıkan ilk resmin…İlk görüşme, ilk volta, ilk özlemler buram buram ve boğulurcasına…

 

     Sonrası nakarat; biliyorsun şimdi her şey nakarat!İkinci, üçüncü aşklar, gözaltılar, yalnızlıklar, yanılgılar; ama “ilk”ler o kenttedir ve hiçbir güç bu doğruyu değiştiremez…

 

       II. Bir Sevda

 

     Önceleri ... otelinin ağır açılan kapısından girip saklı boğuntularını hapsettiğin odanın kenti.305 no’lu odanın kenti ve yüzünün sahibi onun.Siluetini duvarlarına izdüşürdüğün: 305.

 

     Sabahları üç beş sandalyeli otel lobisinde bir çay, bir cıgara içimi konuk yüzü.Sonra mesai çıkışlarıyla eve dönüş saatlerine kıstırılmış akşam merhabaları ve o çıplak, o deli sevda…

 

     Sonra o kente konuk geldin; akşamdı ve Haziran. Bir kaçak gibi geldin.O kent kadar üşüyordu ellerin; ellerini ona verdin, al dedin: -eti benim, ılıklığı senin sevgilim ve düşmanlarını anlattın ona, iz sürenleri gösterdin ardında.Dedin ki çarmıhlar kuruludur hep benim aşklarıma; dedin yok bir şeyim, bir şeylerim sevdadan başka…

 

    Sen o kente konuk geldin; akşamdı ve Haziran. Onu tepeden tırnağa sevdin…

     Öpücük (The Kiss, c.1907 (detay)) Sanatsal Reprodüksiyon

    O, o kent kokuyordu; dudaklarında o denizlerin tuzu, saçlarında bulut katarları o kentin. Saçları sarı mıydı?Sarıydı… Her telinde o kentin baharları, o kaypak baharları...

 

    Yüzüne bir yer açtın yüzünde sen de; önce kokusunu ezberledin, sonra susuşlarını, duruşlarını bir bir ve yürüdün o kentin bütün rüzgârlarına, bütün mezarlarına, bütün ağrılarına ve puştluklarına karşı… Ne iri bir aşktın ona; gözleri nereye sen oraya kadar aşk! Büyüktü kent ve büyük aşk.Ona korkusuzdun, ona ateş, ona kül, ona belâ!Ona korkusuzluğunla sen o kentten o korkmayı yendin ve o kente konuk geldin…

 

    Ama ihanetlere açılıyordu pencereleri; yeni sesler, yeni aşklar çağırıyordu onu, gitmeliydi...Sen gittin! mağlup bir sevgi ve bir mâtem bıraktın o kentte; elleri uzaklarda kaldı, ya ellerin?

 

    O kıyısız bir ihanetti; belki de özetiydi bütün ihanetlerin…

 

    Orada bakmıştın ya o kuyruklara; o bezgin, ürkek ve üşümüş kalabalıklara, bakmıştın da, kendini gösterip: -bu adamı bırakmam, demiştin bu kuyruklara! Alıp kaçırdın sendeki adamı sonra.Belki kısa mesafelerin feodal yürüyüşçüsüydün; sığmazdın o kuyruklara…

 

     III:Veda

 

    Giderken sevginin sol bileğinden kan sızıyordu ve kalbinde kan bulaşığı bir güz; kalbinde sanki fırtınada yapraklar… Sanıktı.Bir sevgiyi ağır yaralamıştı!İnfazı o eylül ayına gömüldü ve anılara.

     İhanet: 1, sevgi: 0, yer: O kent…

     Sevgi...Sevgi mağlup geldi!O hep kazanırdı oysa.Sonrası ne yazılır ne anlatılır bir şey… Ne yazılır, anlatılır?

 

     Daha her yıl Eylül’ün avuçlarını her açışında, o aşkın enkazı duruyordu; daha ateşti, ateşti sevginin göklerinde, küller ise susuyordu.Onun denizlerinde bir adam usulca çekiyordu ağlarını sulardan, genç bir çift Konak’ta öpüşüyordu; yaşlı fahişeler geçiyordu Alsancak’tan, Kordon’dan; o kadın anılarda sapsarı gülüyordu...

         

      O kadın anılarda sapsarı gülüyordu.

      Sevginin bileklerinden kan sızıyordu…

 

      Şimdi yolları uzaktır o kentin; aranızda bin kilometre yol, nice sıradağ durur ve unutulmuş gibi susan ihanetler anılarla vurulur, vurulur!Artık o kenti onunla birlikte yeniden sevmek, artık ölmekten zordur; o, kendi şafağını kirletmiş bir ufuktur.

 

     Öyle günler vardır ki ömürlerimizde, bir şey ansızın başlar ve başlatmak düşer insana; bitince de simsiyah bir matem ayak uçlarına…

 

     İşte bir kentti ve bir sevda! Özlemi yitik, cürmü enkaz; daha dağıtır rengini yalnızlıklara. İşte bir kentti ve bir sevda: Önce ağrılar, şimdi de anılarla...

 

    (Bir kent gidince ve bir sevda ayrılınca biter mi? Bir kent bitse bile, bir sevda bitse bile, o kente ve o sevdaya gitmiş olmak bitmez ki!)

        

     Bir sevdanın son sözlerini yazdın şimdi sen ona.Küllenen bir aşkın son direncini...

 

    Noktalama imleriyle sürüp giden bir oyuna benziyor yaşam; noktalı virgüllerle, soru imleriyle sürüp gideni ya da bir ünlemle, bir noktayla apansız biteni yaşıyor insan.

 

    Çok şey başlar, çok şey biter.Bitmeyen anılardır. Anılar bitmeyi bilmezler ve bir uğultu gibi savrulurlar yüreklerde, dinmezler…

 

    Bir sevdanın son sözlerini yazdın şimdi sen ona ve anılarda boğulmuş bir aşkın son direncini…Artık kendini bıçak gibi ışıyan yeni güne bağışla; yürü, arkana bakma, ama  umursa! Bazen anılara en çok yakışan elbise birkaç damla gözyaşıdır unutma…

 

                                                                           1998, Ankara

  

  Yazdır Facebook'ta Paylaş Arkadaşına Gönder ŞİİRLERİNDEN





      DUYURU




 

6 MAYIS'TA MALATYA BELEDİYESİ'NİN KİTAP FUARI İÇİN MALATYA'DA OLACAĞIM (SAAT:14.00)

 

 12 MAYIS CUMARTESİ KIZILTEPE KAMPÜS KİTABEVİ,(SAAT:14.00)

 

13 MAYIS PAZAR NUSAYBİN HALİKARNAS KİTABEVİ, (SAAT:14.00)



14 MAYIS PAZARTSİ SEYR-İ MESEL MARDİN, (SAAT:20.00)

 

 

Uzun süredir yeni basımlarını yaptırmadığım ve okurun vefayla- ısrarla aramaktan caymadığı yeni baskılar yayınlanıp raflarda yerlerini aldıktan sonra, yeni kitaplarım 2012 yılı içinde sırasıyla yayınlanacaktır. Bilginize sunar, selam ederim...(Y.O.)





































      MULTİMEDYA



      GALERİ




   KENDİ SESİNDEN ŞİİRLERİ