HAYAT BİR KAZA | YILMAZ ODABAŞI WEB SİTESİ


   HAYAT BİR KAZA
      13.01.2011 tarihinde yazılmış ve 4852 kere okunmuş.

      HAYAT BİR KAZA

 

       Benim kaza yapıp düştüğüm yerde camı kırılıp üzerime saçılarak yamyassı olmuş kapıyı açıp çıktığımda, çok değil, yüz metre ileride bir grup Kürt kadını bir minibüsten inip yolun kıyısına dizilmiş, davul -zurna eşliğinde düğün halayı çekiyorlardı...Sizin öldüğünüz yer, belki o an bir başkasının doğduğu yerdir  ya da sizin bir uçurumun dibine kan revan düştüğünüz yer, belki bir başkasının düğün yeridir.Çünkü bu dünya, yas tutanların da, halay çekenlerin de ortak evidir...

 

      YILMAZ ODABAŞI

        Üç dört yıl önce Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nin 14.Genel Kurulu’na ve bir hanedanlığa dönüşen eski yönetimin tasfiye edilişini izlemek için Diyarbakır’a gitmiştim.

 

       Birkaç gün sonra, Diyarbakır’dan dönerken, Malatya’nın Doğanşehir ilçesi’ne sekiz km. kala, kullandığım araçla yağışlı yolda karşı yönden gelen bir Wollswagen şerit ihlal edip yol vermeyince, dar bir virajda, on ila on beş metre şarampole aracımla  iki üç takla atarak uçtum.Orada saniyelerle sınırlı sürede zaten fazla uzadığını düşündüğüm ahir ömrümde bir kez daha "buraya kadar!”dedim.Bana çok uzun gelen o gökyüzü yolculuğundan sonra yeniden dört teker üstüne düştüm.

 

       Düştüğüm yerin üç metre sağında beş yüz metreyi aşan kayalık bir uçurum olduğunu daha sonra fark ettiğimde, ilahi bir gücün beni bir kez daha imtiyazlı kıldığını anladım.Düştüğüm yerde aracın kapısı açılmıyordu, sol ayağım uyuşmuştu, hissetmiyordum.Sol elim aracın parçalanan camlarıyla kesilmişti, kan sızıyordu.Sağ ayağımla aracın kapısını tekmeleyerek açıp güç bela dışarı çıktım.Aracın ön kaportasından dumanlar yükseliyordu; gidip ön kaputu açarak bir yangın çıkmasın diye akü kutup başını söktüm.Başıma her felaket gelişinde, bana birşey olduğunda hep söylediğim cümleyle:”Benim adım Yılmaz, bana bir şey olmaz,”diyerek yamyassı araçtan sağ salim çıktım.

        

        Lastikler eski, aşınmış lastiklerdi; değiştirmemiştim.Bu yüzden o şaranpole düşmeden önce direksiyonu ne kadar sola kırsam da, o bildiğini yapmış, sağa, oradan şaranpole yönelmişti.

 

       İnsan öyle uluorta,”ben bu aracın direksiyonundayım; bu araçta  hakimiyet kayıtsız şartsız bendedir,”dememeli.Gün olur o direksiyon ya da bir ülke veya bir işyeri, onu kullanan ya da yöneten kişiye tıpkı bana dediği gibi "seni tanımıyorum" diyebilir.Mesele bir şeye "sahip" olmak değil, "layık" olmaktır.Ben araca sahibimdir, fakat iyi kullanamadığımda layık değilimdir veya ben iyi bir şoförümdür (ki  tevazu bir yana kanımca öyleyimdir) ve aracım da iyi bir şoföre "sahip"tir; fakat direksiyon sözümü dinlemediğinde, araç yine bana sahiptir, fakat "layık"değildir.Bu durum, insan ilişkilerinde değil yalnız, sahip olduğumuz bir eşyayla ilişkimizde bile geçerlidir.Sahip olmak başka layık olmak başkadır.

         

        İnsan öyle uluorta,“Ben yaşadığım ülkeyi tanıyorum,”dememeli:”Bütün şehirlerini dolaştım, sayısı on binleri bulan insanlarla tanışıp söyleştim, bütün karayollarında iki yüz bin km.yol katettim, Diyarbakır’dan Ankara’ya, Haymana’dan Bursa’ya, Tekirdağ Saray ilçesine dek hapishanelerinde yattım, depremlerini, darbelerini atlattım;  evet, bu ülkeyi iyi tanıyorum!” dememeli...

 

        Çünkü bir bakarsınız, daha önce hiç duymadığınız, hiç uğramadığınız, hatta yanından geçerken tabelasına bile bakmadığınız bir kasaba, birden ummadığınız  biçimde “öldüğünüz yer” olabilir.Hiç bilmediğiniz bir yer hiç yaşamadığınız bir yer olur ve siz, iyi tanıdığınızı sandığınız o ülkede, hiç tanımadığınız bir kasabanın mezarlığına gömüldüğünüzde, upuzun yattığınız yerden kalkıp da:

 

      ”Yeryüzünde canlı bir organizma olarak yaşadığım sürenin en az on misli zamanı burada bir kemik yığını olarak geçireceğim, vay be ben burayı burayı nasıl da hiç bilmiyormuşum!”- bile- diyemezsiniz.

       

       Bir şiirinizde:”Sen de bir zaman duyarsın/Bir Gün bir taze mezar kazılır/ Ardında bir dağınık gazel ile, kül ile/  Ankara’da bir ölü Yılmaz kalır,” diye yazmış olmak  tercihiniz, ansızın Doğanşehir kasaba mezarlığında bilincinden muaf  bir ceset olmak gibi bir yanılgıyla sonuçlanabilir.

 

       Bu yüzden siz olun:”Büyük serüvenler yaşadım; büyük eylemler, büyük yolculuklar, büyük aşklar, çarmıhlar, işkenceler ortasında başımı hep dik tuttum.Tatmadığım hiçbir duygu, yaşamadığım serüven kalmadı,”demeyin.Zaten yaşıyor olmanın da başlı başına  bir kaza olduğu bu ülkede, daha yapmadığınız bir -veya birkaç- kaza bir yerlerde bekliyor olabilir sizi.

 

        Bırakın iri laflar etmeyi, “Ben yeşil gömlek giymem arkadaş!Hiç kimse bana yeşil gömlek giydiremez,” bile demeyin sakın.Mesela bir gün bir işkenceden bir hücreye kan revan dönersiniz veya bir kaza sonrasıdır, kanlı gömleğinizi çıkarmışsınızdır, özene bezene aldığınız gömleğiniz paramparçadır, çıplaksınızdır ve o an, bir sıcak el size yemyeşil bir gömlek uzatır, şaşırıp kalır, ama giyersiniz.Saygıdan giyersiniz, zorunluluktan giyersiniz, ama işte giyersiniz...

 

        Veya bir kaza sonrası bir dağ köyünün çobanı bulmuştur sizi, orası telefonların kapsama alanı dışındadır; yaralısınızdır, üşümüşsünüzdür, açsınızdır ve belki o güne kadar mesela:”Ben tarhana çorbası içmem arkadaş!Kimse bana tarhana çorbası içiremez,”demişsinizdir de, orada sizi bir köy evine götürürler; hem yaralarınızdan hem geçirdiğiniz kazanın psikolojik sarsıntısından çok üşürken, o evde bir insan,  belki bir çobanın karısı size bütün konukseverliğiyle bir tabak tarhana çorbası uzatır, bir an kendi sözüyle vurulmaktan utanır ve o çorbayı içersiniz; burkularak veya gülümseyerek işte içersiniz!

 

        Hayat, bazen de söylediği sözle vurur adamı ve bir insanın kendi sözüyle vurulması hazindir...Bu yüzden hayat, bu vb. yanılgılarımızla başlı başına bir kazadır zaten; varlığımız, bu dünyada bir kazadır.

 

        Benim kaza yapıp düştüğüm yerde, ellerim, ayaklarım kan içinde, camı kırılıp üzerime saçılarak yamyassı olmuş kapıyı açıp çıktığımda, çok değil, yüz metre ileride bir grup Kürt kadını, bir minibüsten inip yolun kıyısına dizilmiş, davul -zurna eşliğinde düğün halayı çekiyorlardı..

 

        Böyledir; sizin öldüğünüz yer, belki o an bir başkasının doğduğu yerdir  ya da sizin bir uçurumun dibine kan revan düştüğünüz yer, belki bir başkasının düğün yeridir.Çünkü bu dünya, yas tutanların da, halay çekenlerin de ortak evidir.

 

        Yas sırasının da, halay sırasının da kimi, nerede bulacağı daha çok planlarımızla ilgili değildir.Evet, yanlış okumadınız, planlarımızla ilgili değildir; çünkü hayat, düşlerimizin gerisindeki kırıntılardır.Hayat, biz başka planlar yaparken karşımıza çıkanlardır.

        

        Kaza yaptığım yere bir ay sonra geçerken uğradım; kaza günü henüz yeşeren topraktaki otlar büyümüş, papatyalar, gelincikler açmış, ama benim kullandığım aracın toprağa saçılmış cam, teneke ve teker cantı parçalarının saçıldığı yerler, bahardan hiç nasip almamış, güneş göremeyen otlar o enkazın parçaları altında sararıp kalmışlardı.

 

        Orada başımı gökyüzüne kaldırıp, bahar güneşinin ışınlarıyla okşadığı iri ağaçların gölgeler saçan yapraklarına bakarak dedim ki:

 

       -Aslında ben sizi bir daha görmemesi gereken kişiydim...

 

        Kaza sonrası süreç de ilginçti.Beni ambülansla kaza yerinden aldıran 112’de görevli doktor, benim için:” Yaralıdır ve gözetimimizdedir, bu yüzden onu size veremeyiz!”demese, sırf kendimi yaraladığım için hastaneye gelen polis memurları ifade gerekçesiyle beni gözaltına alacaklardı.

 

        Bu ülkede binlerce faili belli cinayetin ifadesi dururken, kendimin faili kendim için gidip karakolda ifade verdim; beni şaranpolde sıkıştıran araç Mehmet Ağar gibi suçtan muaf kalıp yoluna devam etmişti ve asıl suçlunun değil, mağdurun bir kez daha sanık olabildiği bir devlet anlayışını orada bir kez daha somut olarak görmüştüm ve canımız devletimizin, vatandaşının canına,- onu yaralıyken karakola götürecek kadar- değer verdiğini de orada öğrenmiş, doğrusu pek etkilenmiştim(!) 

              

        Bu  kazada enkaz aracıma ilk ulaşan kişiye, kaldırıldığım Doğanşehir Devlet Hastanesi’nde bana ilk müdahaleyi yapanlara buradan tekrar sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.(Kaza sonrasını merak edecekler için not:Tedavim tamamlandıktan sonra "pert" sıfatına yaraşır bulunan aracım için kasko şirketi bana yeni bir araç getirdi.Kesiklerden sargılı ve dikiş atılmış sol elim ve ödem oluşmuş sargılı sağ ayağımı sadece o yolculuk için yok sayıp, kalan sağ el ve sol ayağımla aracı kullanarak yeni araçla yola devam ettim.Zaten hayatın kendisi de bol kazalı bir yolculuktur ve her şeye rağmen hep yola devam edilir...) 

       

        Diyorum ki hayat ve zamanla ilgili fazla düşünmemek gerekir; her ikisi de sizin adınıza kendi kurgularını -sizin dışınızda ve size rağmen- yaparlar zaten.

 

        Ben iki şeyin  apansız geldiğine inanırım hep: Aşk ve ölüm…İkisi de geldiğinde asla “git” diyemezsiniz; ikisinin de önemi ve büyüklüğü, belki de “git” diyemediğimiz içindir...

 

        Ölümden aldığım yeni zamanın, bana oğlum ve yazacağım yeni kitaplar için bahşedildiğine inanıyorum.Bu yüzden kalan yıllarımda en çok da ikisine karşı kendimi- yine- koşulsuz sorumlu sayacağım.

 

        Hayatımdaki kazalar arasında trafik kazası “ilk” olduğu için, bu yazıyı da bir “kaza” sayalım…Hayatın kendisi de yukarıda vurguladığım gibi bir kazadır zaten; dünyaya gelişimiz de bir kaza sonucudur.Kaza gibi gelir, şaka gibi gideriz.Bu kadardır...

 

        Cemal Süreya'nın:"Ölüyorum Tanrım, bu da oldu işte,"dediği gibi.

        Sevgi ve selamlarımla...

 

           

       

  

  Yazdır Facebook'ta Paylaş Arkadaşına Gönder YAZILARINDAN





      DUYURU

ŞARKISI BEYAZ


3. Baskısı çıktı!
(Roman, 265 sayfa-Nemesis Yayıncılık)



KONUŞSAM SESSİZLİK GİTSEM AYRILIK


5.Baskısı çıktı!
(Bütün şiirleri:1.kitap/120 S.-Nemesis Yayıncılık)


FERİDE


13.Baskısı çıktı!
(Bütün şiirleri 2. kitap/96.s.-Nemesis Yayıncılık)



 



Uzun süredir yeni basımlarını yaptırmadığım ve okurun ısrarla aramaktan caymadığı yeni baskılar yayınlanıp raflarda yerlerini aldıktan sonra, yeni kitaplarım 2012 yılı içinde sırasıyla yayınlanacaktır. Bilginize sunar, selam ederim...(Y.O.)


      MULTİMEDYA



      GALERİ




   KENDİ SESİNDEN ŞİİRLERİ