HAYAT BİLGİSİ NOTLARI III | YILMAZ ODABAŞI WEB SİTESİ


   HAYAT BİLGİSİ NOTLARI III
      27.03.2011 tarihinde yazılmış ve 2184 kere okunmuş.

      HAYAT BİLGİSİ NOTLARI:III

        

 

       Vicdanını Üşütmek

 

      Bazı aidiyetlere tükürme hakkı! Bunu kimseler vermez size, kendiniz alırsınız. Bu, adamın, kabulleri gibi itirazlarının da öznesi olabilme hakkıdır.Hakları ihmal etmemeli, ihlal ettirmemeli. Çünkü bu da bir yürüyüştür...

 

      Her yürüyüş, niteliği, ereği ne olursa olsun her oturuşa yeğdir ve herkes kendi yürüyüşündedir.İnançları için, başkaları için yürürken de aslında herkes kendi yürüyüşündedir.

 

     Ama bazen, “yerlerinde sayanlar, yürüyenlerden daha fazla patırtı çıkarırlar”; buna da aldırmamak gerekir...

 

     Benim yürüyüşüm de daha çok vicdanımı üşütmemden besleniyor.Bizden daha kötü durumda birinin elini tutarken, üşüyen birine rastladığımızda ona bir ceket giydirirken, tuttuğumuz, üzerini örttüğümüz aslında kendi vicdanımızdır.İŞTE BU YÜZDEN ZALİMLERİN ÇOĞU KEZ GALİPLERİN HANESİNE YAZILDIĞI ŞU SOĞUYAN DÜNYADA HER SUÇ MAHALLİNDE VİCDANINI ÜŞÜTMEK... 

       

      “Düşler ve düşünceler için koca bir zindan! Zorbaların en büyük düşü ve düşüncesi bu olmalı” diye yazmış Ferit Edgü 1977’de; aradan geçen upuzun yıllara rağmen düşler ve düşünceler için zorbaların düşleri, düşünceleri yeni bir şey düşleyebilecek, düşünebilecek kadar gelişmemiş demek ki, hâlâ aynı düşte ve düşüncedeler.

 

      Türkiye’de düşünce ve ifade özgürlüğünü yasaklayan yasa maddelerinden önce, statükoyu koruyan muhafazakâr insanların değişmeleri, dönüşmeleri gerekir. Yasalar değişse de, farklı şeyler söyleyen birilerine rastlayınca, “sallandıracaksın bunları” diyebilen bir mentalite bu topraklarda barındıkça, gerçek bir aydınlanmadan söz etmek mümkün olmayacaktır.

 

      Düşüncenin, söz ve yazının onurunu korumak içinse bize cüret gerekir; çünkü cüret olmadan bilincin, söz ve yazının onuru korunamaz...

 

      Yalnız söz ve yazının onurunu korumak için mi gerekir cüret? Bir insanın aşkını koruması için, hatta evini, çocuğunu koruması, çıkarıp almak isteyen birine karşı gömleğini koruyabilmesi için bile cüret gerekir.

 

      Demek hayata katılmak, hayata yakışmak için bize cüret gerekir!

       

        Cehennem: Beter/Yeter Sözcük

 

      “Cehennem” sözcüğünü, genellikle “cennet” sözcüğüne yeğledim; hatta bir şiir kitabımın adına “Cehennem Bileti” diyebilecek kadar sevdim bu sözcüğü. Hayatlarımız, bana öyle geliyor ki en çok bu sözcükte buluyor karşılığını.

 

      Benim imgelemim: Hayatlar: Cehennem, günler: Çarmıh, final: Kül...

 

     “Günlerin Çarmıhında”, “Kül Aşklar”, bazı kitaplarıma seçtiğim adlardan...

 

     (Aşklarda da büyük cehennemler vardır aslında; ama ne gam, herkes bir cennetmiş gibi koyulur aşka. Sonra “Kül”e varılır, ona kalınır...)

 

      Cehennem, en ilginç paradoksları bile açıklamak için bir anahtar sözcük gibidir: Örneğin, mazlumların cehennemini çoğu kez zalimler kuruyor, zalimlerin cennetini ise mazlumlar.

 

     Cehennem, dibe vurmuş acının “beni tek sözcükle” anla diye bağıran özetidir. “Şafak Keya’da Çıplaktı” adlı kitabımda, yıllar sonra Seydali ile karşılaşan Asef’in dudaklarından iki sözcük dökülür:

 

     “Cehennemi gördüm...”

 

      Sartre, “cehennem biziz” demiş; iki sözcükle tam on ikiden vurmak diye buna derim ben.Bütün gerçek yazarların kendilerine ait, büyük birer cehennemleri olmalıdır. Bütün insanlığı oraya taşımışlardır da, aslında kimsenin orada, onlarla olduklarından haberleri yoktur.

 

      Yüzlerimiz gülümserken kalplerimizde bir cehennem taşıdığımız çok olur.Bu yüzden cehennem derindedir, onu sığlıkta göremezsiniz...

 

      Herkesin cehennemi kendisi -algısı, bilinci- kadardır da diyebiliriz.

 

      Bana gelince, kalemimi, sanal cennetlere bir cehennem kapısı da açsın, göstersin diye taşıyorum.Kim demiş edebiyatın işi göstermek de değildir diye?

      

       Herkesin bir kimsesi bir de kimsesizliği

 

      “Herkesin bir Feride’si vardır ben bilmez miyim/ Herkesin bir ayakkabısı gibi bir de şarkısı/ Herkesin bir kimsesi vardır ben bilmez miyim/Bir de kimsesizliği,” diye yazmıştım "Feride" adlı şiir kitabımda. “Sahi, herkesin bir kimsesi var mıdır? Benim yok” diye sormuştu bir okurum da yanıtlayamadığım mektubunda.

 

      Bütün gelenlere, gidenlere, insandan yana pişmanlıklara, yalnızlıklara rağmen, herkesin “biri” ya da “birileri” kalır.Herkesin “birileri”, “kimseleri” olmalı ve kalmalıdır ki, herkes kendi ıssızlığında avunsun; çünkü insan kendini avutan bir şeydir.

 

     Bir zamanlar kendime: “Hayatı anlamak mı, hayatı yaşamak mı?” diye sormuş ve anlamayı, dahası anlamaya çalışmayı ve anladıklarımı da yazmayı seçtiğimde, orada kimsesizliğimin, kimselerimden hakiki olduğunu bütün çıplaklığıyla görmüştüm; ben aslında o gün bugündür kimsesizim. Bu yüzden birileri, olsa olsa kimsem değil, kimsesizliğim oluyor benim...

      

      Hayat ve ilişkiler, kimsesizliğinizi kavramanız için çok fırsat sunar size; gerisi size kalmıştır.Ya inanır ya da- rağmen- avunmayı sürdürürsünüz.

 

      Hayatı yaşamayı -veya hem anlamayı hem de yaşamayı- birlikte yeğleyen biri için, kimsesizliğin ıssızlığına yer açabilmek, buna inanmak, bunu kabullenmek doğrusu katlanılır gibi değildir. Bu yüzdendir ki, bütün gelenlere, gidenlere rağmen “herkesin bir kimsesi” kalır; kalmalıdır ki herkesin yaşamı hem yaşanabilir ve katlanılabilir bir şey olsun.

 

     İşte bu yüzden dünyanın yarısı, öbür yarısının kimsesidir.

 

     Dünyanın yarısı, öbür yarısını öper.

 

     Dünyanın yarısı öbür yarısını dolandırarak yaşar.

 

     Dünyanın yarısı mazlum, yarısı zalimdir ve bunlar çatışmak zorundadırlar; çatışma hep sürer…

     

      Deliler, şizofrenler, filozoflar ve şairler dışında herkesin bir “kimsesi” vardır; tabii bir de genellikle yok sayılan kimsesizliği.Çünkü insan, hep kimsesine bakan, kimsesizliğini ise inadına yadsıyandır.Bu yüzden “derdini söylemekle ona çare bulmanın aynı şey olmadığını” anlayıncaya dek ağlaya sızlaya koşar dururlar kimselerine; çünkü insan, sürekli avunması, avutulması gereken bir şeydir.

 

      Evet, herkesin bir kimsesi bir de kimsesizliği vardır; hangisini seçmek, hangisini görmek ve hangisine inanmak isterseniz orada kalırsınız...

 

 

       Kendimin Özeti

 

      Bir sözcükle kendinin özetini çıkar deseler, “su” derim, su! Su akar. Yatağını keser, yönünü değiştirirler.Ömrümden biliyorum...

 

      Çok aktım, çok kestiler! Çok engellediler; yine ben aktım, ama koca güneşler gibi dolandılar tepemde, buharlaştım; sonra kanalıma kalanımla aktım.Gerisini hatırlamıyorum; kendime geldiğimde kendime oldurmak için hayatın, sistemin ve günlerin yakasına kene gibi yapışmıştım.

 

     Biliyordum ki mazeretler değil, sonuçlardı önemli olan; bu yüzden tuttum her fırsatta kendimi bir sonuca kattım ve varoşlardan, küllerden, kelepçelerden bir adam yaptım; hırsımı, öfkemi bu yüzden seviyorum!

 

     Şimdi bakıyorum da ne çok hayatı yaşamış, ne çok ölümü ölmüşüm.

 

     Şimdi bakıyorum da süt dökmüş bir kedi gibi tuşların başına oturmuşum.

 

     Şimdi bu sözlerdeyim...

   

        Geçmiş/mi?

 

      “Geçmiş” mi dediniz? Geçmiş yoktur ki! Geçmişin bilinci vardır sadece, kendisi yoktur. Geleceğin çatısı da ancak geçmişin harcıyla kurulur ve her çöküşün ya da yükselişin ötesinde berisinde mutlaka geçmişten izler bulunur.

 

      Siz, geçmişin bilincini alıp, ondan bir şeyler yaparsınız; yeni düşler, yeni özlemler ya da anılar, öfkeler yaparsınız.Ama o günde yapar, yaptığınızı o güne atar ve o günleri tutup ancak bir sonrakilere katarsınız da, geçmişi bir daha asla yeniden yaşayamazsınız.

 

      Şu an, bu satırları okurken kullandığınız saniyeler bile geçmiştir artık. Belki çok gün, çok saat, çok saniye yaşayacaksınızdır, ama bir daha bu yılın, bu gününün, bu saatinin bu dakikasının ve bu saniyeleri olmayacaktır yaşadığınız...

     

 

      Artık bu yazının da okunan değil, okunmamış kesitlerinin sizi beklediği gibi, geçmiş değil, çağıran hep gelecektir sizi.

 

      Geçmiş, geçmiştir çünkü!

 

      Geçmişe acımamak, ona salya sümük ağlamamak ve geçmişle avunmamak gerekir, ama unutmamak da.Unutmamak da!

 

      Sonra mı?

 

      Sonra her şey sürer; her şeyin önce de sürdüğü gibi.Her şey geçer; her şeyin önce de geçtiği gibi.Yılların ömürleri biçtiği gibi.Yılların ömürleri biçtiği gibi...

 

 

 

 

  

  Yazdır Facebook'ta Paylaş Arkadaşına Gönder YAZILARINDAN





      DUYURU




 

6 MAYIS'TA MALATYA BELEDİYESİ'NİN KİTAP FUARI İÇİN MALATYA'DA OLACAĞIM (SAAT:14.00)

 

 12 MAYIS CUMARTESİ KIZILTEPE KAMPÜS KİTABEVİ,(SAAT:14.00)

 

13 MAYIS PAZAR NUSAYBİN HALİKARNAS KİTABEVİ, (SAAT:14.00)



14 MAYIS PAZARTSİ SEYR-İ MESEL MARDİN, (SAAT:20.00)

 

 

Uzun süredir yeni basımlarını yaptırmadığım ve okurun vefayla- ısrarla aramaktan caymadığı yeni baskılar yayınlanıp raflarda yerlerini aldıktan sonra, yeni kitaplarım 2012 yılı içinde sırasıyla yayınlanacaktır. Bilginize sunar, selam ederim...(Y.O.)





































      MULTİMEDYA



      GALERİ




   KENDİ SESİNDEN ŞİİRLERİ