|
İYİ ŞAİR, KÖTÜ VAİZ İSMET ÖZEL
"Bir hayata birçok dünya görüşü sığdırmaya çalışan İsmet Özel’in, vardığı nasıl bir düşünsel, ruhsal ve faşizan bir duraktır?Onun kullandığı faşizan ifadeler, bu ülkenin ve insanının savunması gereken çağdaş- hümanist değerlere yönelik ciddi bir tehdittir."

YILMAZ ODABAŞI
2000 yılında yayınlanan “Son Çeyrek Yüzyıl Şiir Antolojisi” adlı çalışmamın (3.Basım AlfaYay.,2004) sunuş yazısında şunları yazmışım: ”Geçtiğimiz yirmi beş yıllık evrede şiirimizde yeni bir oluşumdan, akımdan söz edememekle birlikte, niteliksel sıçrama, dilsel deneyler, kentlileşme, imgesel zenginleşme gibi öğelerin yanı başında bir de Siyasal İslam şiiri bu sosyokültürel dönemde beslenip mayalanmıştır. Bir anlamda Türkiye’deki siyasal dönüşüm ve ayrışmalara koşut olarak, harcını Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu gibi şairlerin kardıkları; yani onların estetik-ideolojik tercihlerini izleyen bir Siyasal İslam Şiiri vardır. Katılmayabiliriz, ama vardır…Önceleri bizim estetik, ideolojik, etik tercihlerimizin kötü öykünmeleri olarak uç veren siyasal İslam sanat anlayışı, bugün kendi sanatsal özerkliğini salt şiirde değil, müzikte, sinemada, tiyatroda da ilan etmiştir. Siyasal İslam’ın, kendini siyasal arenada ideolojik olarak gerçekleştirmesi için sanatsal anlamda bir altyapı oluşturma çabalarının bir sonucuydu bu da…”
İsmet Özel, andığım bu yelpazenin en ayrıksı ve en poligam şairlerindendir. Bir ömre birkaç dünya görüşü sığdıran, “Amentü”ye kadar toplumcu gelenekten beslediği ajit-prop şiirlerini Türkiye’de siyasal islamın estetik beğenisiyle buluşturmak gibi formüller üretmekle kalmayıp, Sivas katliamının bu ülkenin kalbini onulmaz bir sızıyla incittiği günlerde “Sivas göklerinde Sırp teyyareleri uçacak mı?” başlığıyla (Milli Gazete'nin 8 Temmuz 1993 tarihli nüshasında yer alan) yaralayıcı vurgularına, “Kürt sorunu emperyalist bir dayatmadır” veya "Müslüman olmayan Türk de olamaz" gibi saçma beyanlarından tutun da, onun şiirinin mistik mecrasına dek her şey nüanslarıyla alıntılanıp sorulmalı, sorgulanıp tartışılmalıdır..
Bir unutuluşa maruz kalabildiğini hissettikçe tribünlere dönüp iri siyasal savsözlerle bağıran kötü vaiz, iyi şair İsmet Özel’in, tartışılmak amacıyla söyledikleri, bu ülkede ilgili çevrelerde hak ettiği yanıtı bulamamıştır. Bu yüzden kötü vaizliğinin, hitap ettiği potansiyel dışında, algısı gelişkin, dünyaya bakışı pozitivist- nesnel insanlar arasında aslında hiçbir ehemmiyeti olmamıştır.O ise yanıtsız kaldıkça abartılı Türkçü’lüğünün faşizan “kıyamını” cüretle boyutlandırmış, bu yanıyla siyasal İslam şairlerinden de ayrışarak marjinal Türkçü-İslamcı (faşist) bir söylemde konulanmıştır.
Bu ülkede birilerinin “Sünni” şair İsmet Özel’e, “sadece Türk ve Müslüman” olmayanlar-ve hatta olanlar adına,- Kürtler adına yönelteceği birkaç soru ve/ya edebiyat dünyasının kınından çıkmış birkaç ciddi somut itham olmalıydı. Örneğin, Adam Sanat Dergisi’nin Ağustos 1990 tarihli sayısında Mehmet H.Doğan’ın ve Cihan Oğuz’un kapsamlı eleştirel yazıları, onu upuzun sorguladıktan ve çok önemli saydığım saptamalardan sonra bir anlamda ondaki mistik cehreyi sonuçta onayan yazılar olmaktan öteye geçememişlerdi.
İsmet Özel’i, salt bir şair olarak değil, kendisini izleyen “mümin”lerin entelektüel tercih ve ufuk arayışlarına icazet üreten bir düşünce adamı olarak da ele alınmazsa, onunla ideolojik bir hesaplaşma söz konusu olamayacaktır. İsmet Özel şiirinin harcındaki partizanca söylemin “Sosyalist Hayaleti (“Sosyalist Hayalet” ibaresi şair Cihan Oğuz’a ait) sorgulanmadan, onun şiirinin patolojik vaizlikle birlikte dilsel ve imgesel fanusu aralanmadan onunla estetik bir hesaplaşma da söz konusu olamayacaktır.
Dünyayı “mütezil” (sapkınlığa uğramış) sayan, bir anlamda süren bir deformasyona kendi mistik penceresinden vurgu yapan Özel’e, bu “mütezil”liğe ne oranda katkı sunduğu ve kendisinin öne sürdüğü gibi “modern şiirin doğuşunun onların asimile olmamasıyla” ilintili olmayıp, aksine modern şiiri asıl o ve ardıllarının nasıl raşitik kıldıkları bariz biçimde somutlanmadıkça, İsmet Özel vakıası, XX1. yy. Türkiye’sinde -genç şairlerin nezdinde de- kesintisiz ışıldayan bir imge olmaya kuşkusuz devam edecektir…
Türkiye’de ve dünyada çağdaş şiirin mayalandığı bir evrede bir “cemaat şairi” olmayı yeğleyen (ama şiirinde “cemaat” değil, “halk” ya da “insan” gibi nitelemeleri aslında siyasal İslam şiir geleneğine ait olmayan partizanca bir dille kullanarak şiirinde önemli bir fonetik açılım sağlayan, bunları da önceleri bu nitelemelere hiç aşina olmayan bir “cemaat”e yenilik olarak sunarak orada -bizler için, Türkiye şiiri için aşınmış, eski fakat o adres için bir yeni/lik imgesi olabilen) İsmet Özel’in şairliği, şiiri hakkında ilk kez “Erbain” adlı kitabının yayınlandığı aylarda, (20 Ağust. 1989 tarihli 2000’e Doğru Dergisi’nde) yirmi bir yıl önce neler yazdığıma göz atarak başlamak istiyorum. (Bu arada bu dergiyi arşivimden güç bela bulduğumda, yazı ve fotoğraflarına rastladığım ve artık aramızda olmayan Aziz Nesin, Cemal Süreya ve Turan Dursun’u saygıyla anmadan geçemeyeceğim.):
Evet, İsmet Özel şiiri hakkında 1989’da yazdıklarımdan bazı kesitler eksiği gediği ve yirmi yedi yaşımın uçarı diliyle şöyle:
”(…)Özel’in İdeolojik tavrı, şiirinde çoğu kez mistisizmin dar perspektifinden sunuluyorsa da, partizanca bir söylemin radikal şairidir o.Hayatı ve insanı amansızca sorgulayan bu şiirlerin kimilerini bir Marksist gerillanın yazdığı yanılsamasına götürecek kadar bıçkın dizeleri var ; yer yer bir cephe gerisinde yazıldığı izlenimi veren, ancak sığ imgelere prim vermeyen, sloganı yeğlemeyen bir yapıt Erbain:
’Ölürsek bir partizan gibi ölmeliydik/yürüsem paramparça bir ceset tazeliğinde/ yürüsem beynimde kıpkızıl bir serinlik/ sonra denizler devirebilirim dudaklarımla/ sonra aşk, sonra dirlik : Partizan.’ Hayatı sorguladığı ve sahiplendiği için (ki bu sorgulamanın muhtevası, pencereleri ayrı bir sorgulamanın konusudur) polisle başı derttedir: ’Kimseyi ateşten korumaz kelimelerim/ kılıçsızım, saygım kalmadı bugday saplarına/ uçtum, ama uçuşum/ radarlarla izlendi/ gayret ettim ve sövdüm/ bu da geçti polis kayıtlarına(…)’ Kapitalizmin tekelci aşamasındaki bireyin nakit ödemeden ibaret insan ilişkilerindeki kimlik ve kişilik erozyonuna, oradaki çürümeye tiksintiyle bakan İsmet Özel, bu tavrıyla da antikapitalist bir şairdir.Toplumcu duyarlılık, İsmet Özel şiirinin mayasını ve özgünlüğünü belirleyen en önemli etkendir denilebilir. O, yabancılaşmış, doğasına aykırılaşmış bireyin umursamazlığını: ’İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır,” gibi muhteşem bir dizeyle betimliyor. Verili olana ‘karşı çıkan’ bir şiiri yazıyor; muhalif bir şair bu yüzden... Günübirlik ekmeğin peşinden ‘nakışlı’ insanı, bir şeylerin insanını seviyor; peşini bırakmıyor insanın(…)
‘Gerçek devrimcidir. Devrimci dönüştürür; muhalif olduğu süreçte hep dönüştürmekle yükümlüdür. İsmet Özel, hayatı, insanı, devleti, emperyalizmi yatırıp neşter vuruyor ve yakınıyor.Ama kurtaramıyor! Ne iyileştirebiliyor ne öldürüyor. Sadece amansızca karşı çıkıyor. Karşı çıkmak önemli elbette, ama asıl cüret karşı çıkmakta değil, karşı koyabilmekte… Sonuç olarak iyi şiir yazmak ve iyi karşı çıkmaktır İ.Özel, ama ideolojik düzlemde cesur değildir. Bir gün karşı koyacak olursa eğer, onun karşı koymasının düşünsel ve ideolojik zemini de çağdaş değildir.Zira ideolojik tavır, şairin kendisini ve şiirini belirleyendir. Bu belirlemede İ. Özel, özünde karşı devrimci saflarda iyi bir şairdir…”
O yıllar, yani ‘80’lerin sonuna dek siyasal islamın kitle tabanına vaizlik, ideologluk yapmak gibi bir tutumu yoktu Özel’in. Sadece ideolojik tercihinden caymış bir şairin şiiriyle nereye savrulacağı bir anlamda merak konusuydu. Fakat o, siyasal İslam şiirinin ümmetçi, metafizikçi çehresinde yeni bir halka olmak yerine, o geleneğin kulvarından sapmadan, oradan şahsına münhasır Türk-İslam söylem geliştirerek kendi başına ayrı bir halka, bir başka vakıa oldu.
Giderek bir faşist oluşunu "İstiklal Marşı Derneği" kurmaya ve o derneğin başkanı olmaya kadar vardırarak Türk'lüğe daha çok saygı talebiyle vaizliğe soyundu. Bu yüzden kendisine hem sempati hem de antipati duyan yeni bir okur kitlesi de oluşturdu. Burada ona antipati duyanların da onu okuyup izlediğini vurgulamak isterim.
İsmet Özel, Vatan Gazetesi’nin Kitap Eki’nde kendisiyle yapılan bir söyleşide (Bkz.14 Temmuz 2004) şöyle diyordu: ”…Ona sorarım Türk müsün, gavur musun? Türküm diyorsa, Müslüman olduğunu anlıyorum. Türküm ama Müslüman değilim diyorsa, o adamı gözlem altına almak lazım…”
İşte Özel'in orada burada ifade ettiği şuursuz, faşizan saçmalıklarından bazı örnekler:
"Alevilik, Gayrimüslimlerin müslümanlık baskısını üzerinden atmaya çalıştıkları birşeydir.
"Ortadoğu Alevilerinin büyük bir kısmı Haçlı kalıntılarıdır.
"Türk olmayana gavur denir.
"Müslüman olmayan Türk olmaz. Her Türk müslümandır.
"Kafirle çatışmaya kalkan müslümana Türk denir."
Nasıl, ne tür ifadeler bunlar?Bunları söyleyen bir şair mi gerçekten? Örneğin, bu ülkede birileri hem Türk hem Müslüman değilse ya da "sünni" değilse, ona nelerin mübah olduğunu bilmesi lazım! Bir hayata birçok dünya görüşü sığdırmaya çalışan İsmet Özel’in, vardığı nasıl bir düşünsel, ruhsal ve faşizan bir duraktır? Şair olmak, 2000'lerin Türkiye’sinde hiç kimseye Türk ve Müslüman olmayanları ayrıştırarak bir toplumu herhangi bir uyruğa, mezhebe, ümmete mensup olup olmamasına göre istifleme hakkı vermez! Bırakın bunları, birilerine “gavur” nitelemesini kullanma hakkı bile vermez! Onun kullandığı faşizan ifadeler, bu ülkenin ve insanının savunması gereken çağdaş- hümanist değerlere yönelik ciddi bir tehdittir.
Böylesi şovenist ve fundemantalist söylemler, şiirin içermesi gereken humanizmayı da, okuru da, bu toplumun farklı etnisitelere, inançlara sahip unsurlarını çok yaralamakla kalmayıp kardeşliğimizi gölgeler...
Artık bu tartışmaları geride bırakmış olmamız gerekiyor. Daha kendimizi bağnaz terazilerin bir kefesine koyup, “Sen azınlıksın, ben çoğunluğum!” çığırtkanlığı da ırkçılıktan çok yara almış bu topraklara ve bir şaire yakışmıyor. Varlıklarımız, inançlarımız, etnisitelerimiz böylesi bir bağnazlıkla tartışılacaksa eğer, bilinir bu ülkede ne Aleviler azınlıktır ne Kürtler. Domografik olarak bakıldığında, Ortadoğu’da kırk milyon Kürt’ün varlığından söz edilebilir, örneğin. Veya Aleviler “azınlıktır” diyerek Diyanet bütçesini sünnilere tahsis etmekle Alevilerin “azınlık” oldukları mı kanıtlanmış oluyordu?Ben Alevi değilim. Ama bu ülkedeki statüko, beni de otuz yıldır bütün öteki kimlikleri olduğu gibi Alevileri(de) savunmaya mecbur bıraktı hep.
İktidar söylemi, beyanlarını hep renkli ve bol tirajlı medya lağımında kamuoyuna sunuyordu; muhalif öteki kimlikler ise itirazlarını az tirajlı muhalif yayınlarda ifade edebiliyorlardı. Burada bile ciddi bir eşitsizlik, bir dışlanmışlık vardı ve tartışırken bile adil olamıyorduk.
Giderek benimle yapılan söyleşilerde bile artık İsmet Özel'i anan sorularla karşılaşınca, onun faşizan beyanları nedeniyle sert yanıtlar verir oldum:
Örneğin Ali Bozca’nın Patika Dergisi’nin Aralık 2005 tarihli 51. sayısında benimle yaptığı söyleşide yönelttiği soruların birinde bir İsmet Özel alıntısına rastlayınca, şöyle bir tepkiyle yanıtlamıştım: (soruyla birlikte yanıtımı da alıntılıyorum.)
Ali Bozca: İsmet Özel ”Türkiye'de yazarların kaderi, tribünlere oynamakla çölde vaaz vermek arasında gidip gelir.” der, gerçekten öyle mi? Türkiye de yazar, hatta şair olmak çok mu çetin bir uğraştır?
“Yılmaz Odabaşı: Bunu söyleyenin, başı sıkıştığında sürekli tribünlere dönüp bu geleneksel toplumun dini inançlarını, milliyetçi duygularını sömüren İsmet Özel olması çok ilginç. Özel, çölde vaaz vermeyi hiçbir zaman başaramamıştır ve onun gazetelere verdiği beyanlardaki satır aralarını, bu ülkede kültürlerimizin, halklarımızın ve inançlarımızın kardeşliği açısından faşizanca buluyorum.
İsmet Özel ile bir ideolojik hesaplaşma gereklidir; bunu şimdiye dek birilerinin, öncelikle bir eleştirmenin gereği gibi yapması gerekirdi.İsmet Özel, çağdaş Türkçe edebiyatın gelişimini engelleyen çok sakıncalı bir prototiptir. Onunla, ardıllarıyla ancak bir hesaplaşmadan sonra modern şiirin önü açılabilir. Ben böyle düşünüyor, bu vurgumun önemine inanıyorum. Biliyorum, bu soruyla siz İsmet Özel hakkındaki fikirlerimi kastetmemiştiniz; ancak, herkesin bir cümlesinde ya da her söyleşi sorusunda bir İsmet Özel alıntısı olunca, üstelik bu alıntılar çağdaş–hümanist değerleri benimseyenlerce dolaşıma sokuldukça, arada bir öfkeli bir ses olmak bazen kaçınılmaz oluyor.
Çölde vaaz vermek bir tür çağdaş dervişliktir ve bir şaire yakışır.Fakat bu ülkenin çöllerinde kimse bulunmuyor, herkes tribünlere bakıyor ve bu yüzden bu cümleyi söyleyenler bile yazık ki tirübünlere oynuyor. Belki bu yüzden çölde yalnız vaaz vermek yerine, tirübünlerde yanlış imamların insafına kalmışları çöle, orada bir bedevi olmaya çağırmak gerekiyor.Önce tiribünlere gidip oradakileri çöle çağırmak gerekiyor…”
Yine DüşleEdebiyat Dergisi adına C.Alper İlhan’ın bir sorusuna da benzer bir yanıt vermişim; şöyle: “(…)C. Alper İlhan: Necip Fazıl’a saygısız olmamı gerektirmez dediniz mesela, peki ‘karşı kıyı’dan beğendiniz, şiirini gerçekten ‘olabilir’ bulduğunuz isimler var mı? Saygı duymak değil, gerçekten beğenmek... Aksini iddia eden çok kişiyle karşılaştığım için soruyorum bunu.
Yılmaz Odabaşı: Beğenmek... İsmet Özel’in şiirini hep sevmişimdir mesela. Ama ona yönelik sert, eleştirel bir yaklaşım gerekli.O, kendi şiirinin arkasında söyledikleriyle duramadığı için. Ayrıca halklarımızın, kültürlerimizin kardeşliği adına zarar verecek ifadeler kullandığı için. Bir şair bu çağda bu kadar lokal bakamaz, bakmamalı, ama onun şiirlerinde evrensel parıltılar da var. Türkiye'de modern şiirin önünün açılması için önce Mehmed Akif’ten başlayıp bugüne İsmet Özel’e kadar kuramsal bir hesaplaşma kaçınılmaz.
C. Alper İlhan: Tarafsız bakamayacağınızı, bakmayacağınızı düşünenler olacaktır muhakkak.
Yılmaz Odabaşı: Bu dünyada tarafsız bakmak diye bir şey yoktur. Tarafsızlık denilen adresler de muhakkak bir taraftır.Yani tarafsızlık da bir tarafa çıkar."
Bu yazı bazı değinilerden ibarettir ve İsmet Özel hakkında daha kapsamlı bir yazı yazmayı düşündüğüm için, bu yazım bugüne kadar web sitemde yer almamıştı.
İstanbul, 1 Nisan 2007
Not:Bu yazım, 2007'de yazılmış, kısa bir süre www.diyarbekir.net adlı sitede yayınlanmış, sonra bu yazının geliştirilmesi gerektiğini düşündüğüm için ricamla sitede yayından kaldırılmıştır.Aradan geçen sürede bu yazımı web sitemde yer almadığı halde bazı internet sitelerinde yer aldığı, tartışıldığı dikkatimi çekince, tarafımdan üzerinde (henüz) çalışılmadan web siteme alınmıştır.
|