YILMAZ ODABAŞI WEB SİTESİ Untitled 1
 
İMZA GÜNLERİ: 20 Mayıs 2017 MALATYA Deniz Kitabevi, saat: 14.00-18.00/ 21 Mayıs DİYARBAKIR Yeniumut Kitabevi, Saat: 14.00-19.00
    HER ÖMÜR KENDİ GENÇLİĞİNDEN VURULUR
Eklenme tarihi 15.6.2015     Okunma sayısı: 8990    

   

   HER ÖMÜR KENDİ GENÇLİĞİNDEN VURULUR

 “Şiir, benim için bir etiket ya da marjinalliğin imtiyaz alanı değil, acının göbek yerinden çıkıp geldiğim yerde yaşama bir itiraz, bir varoluş biçimi ve insanlaşma serüveniydi.” 

     YILMAZ ODABAŞI

    Şiire, on sekiz yaşımda 1980 Askeri darbesinden sonra tutuklandığım Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde başladım. Yazıp kenarlarına desenler çizdiğim şiir defterlerime her aramada el konulurdu.

    Çocukluğumuz, feodalitenin acımasız kurallarıyla sert bir şiddet kültüründe, gençliğimiz  devletin çarmıhlarında elektrik şokları ve hapishanelerde geçti. 
  
     80’lerde hiçbir yüz kızartıcı suç işlemeden, hiçbir şiddet eylemine bulaşmadan, sırf dünya görüşümüz nedeniyle toplumun vebalı gibi davrandığı genç adamlardık. 

     Sicillerimiz bozuk, peşimizde polis, hep travmalar yaşamış  yaralı benliklerimizle ne devlet, ne ailelerimiz ne de içinde biçimlendiğimiz nesnel koşullar, bizlere hayata yeniden tutunabilmemiz ve soluk alabilmemiz için hiçbir olanak vermedi.

   80’lerdeki o  büyük kuşatmalar ve ruhsal girdaplarda ya intihar edecek ya dağa çıkacaktım. Ben, şiire sığındım...

   

    Zor yıllar

    Şiire sığınınca devlet, bozuk sicillerimizin olduğu sayfaların yerine boş ve beyaz bir sayfa açmadı tabii; bu kez de sicilim, yazdıklarımla birlikte yakın markaja alındı.

     1980’lerde bir kitap yayınlamak,  hiç kolay değildi. Yayınevleri az, uzak ve daha seçiciydiler; kitaplar mürettipler tarafından kurşun kalıplarla harf harf dizilerek hazırlanıyordu.Günümüzdeki gibi gelişmiş bir matbaa teknolojisi ve bilgisayarlar yoktu.

     1984’te Bursa’da ilk şiir kitabımın basımına el konulmuştu. Şiir dosyam ellerinde, ben ise elektrik şoklarında çığlık çığlığa bağırırken “konuuş!” diye  soruyorlardı:

    “Bir şiirinin adı Pusuda Yalnızlık. Ne diyon burda, pusuya yatmış teröristlere bir mesaj mı veriyon söyleeee! Ne demek leyn pusuda yalnızlık?”

     O dönem Yugoslavya’da bir gazetede şair Orhan Veli ile şiirlerim yayınlanmış, haberi bir gazetede yer almıştı. Ellerinde küpürü,  illegal adreslere ulaşacakları bir kanıt sayarak:“  Orhan Veli haa! Veli isimdir leyn, bu ne biçim soyadı! Kesin  kod adıdır bu. Bu gece bize bu Orhan Veli’nin gerçek soyadını ve ev adresini vereceyn!” diyorlardı...

      O adamlara Orhan Veli’nin illegal bir örgüt üyesi olmadığını, üstelik  artık yaşamadığını  anlatabilmek bile çok  zordu.  Aşk zordu, düş zordu ve yazmak, belki de sadece bizim çok zor oldu bu ülkede. Gün oldu yazı makinem bile benimle birlikte yargılandı. Düşünce suçları davaları, hapishaneler, tek kişilik hücrelerle yıllar akıp geçmiş.

      Basımına 1984'te el konulan ilk kitabımdaki şiirlerin bende bir nüshası yoktu. Fakat  garip bir inatla o şiirleri bir bir hatırlayıp yeniden yazarak ilk kitabımı 1985’te yayınlayabildim.

       Yazdığım yıllarda edebiyat lobilerinin içinde ya da civarında hiç yer almadım,  hiçbir zaman "piyasa" denilen ilişkiler ağının bir fiğürü olmadım. Kendimden öte hiç kimseyle yarış içinde de olmadım.

     Şimdiyse otuz dört yıllık bir emekle 80'lerden 2015'e ayrı ayrı yayınlanmış on şiir kitabımın bir araya toplanması, benim için sadece heyecanlandırıcı değil, çok duygulandırıcı bir final… 

     

      Dünyayı şiir kurtaracaktı  
   
     80'ler  Diyarbakır'ında yirmili yaşlarımızın  sıkıyönetim günleri  beş parasız  izbe sokaklardaki arkadaş evlerinde  toplanıp birbirimize şiirler okurken, bir gün dünyayı şiirin kurtaracağına nasıl inanmıştık.

     Sonra bahar günleri, yaz geceleri insanlar gezip eğlenirken o uykusuz geceler sarsıla sarsıla  hayata bir ünlem gibi savurmaya çalıştığım dizeler, yazdıkça  yargılanmalar, mahkûmiyetler, bir yanda Türkçe yazdığım için kınayıp itham edenler, İstanbul merkezli edebiyat çevrelerinde sırf Kürt olduğum için dışlanmalar, sevgisiz ve pragmatist yayıncılar, düşünce suçları, yoksulluklar, hapishaneler…

     Şiir yazdığım upuzun yıllar boyunca neredeyse her çevrenin büyük sevgisizliğiyle boğuştum. Her şey çok zarafetsiz, çok yaralıyıcı, kırıcıydı ve kıyıcıydı. 

    Diyarbakır’ın varoşlarından gelip, Türkiye’de şairler camiasının kabul görmüş bir mensubu olmanın, hiç de uzaktan göründüğü gibi soylu, temiz ve kolay bir kabul olmadığını fark ettiğimde, yıllarca verdiğim emekle geri dönmek ya da cayabilmem için çok geçti.

    Şiirin dünyayı kurtaracağına inanmıştık; ama yıllarca  hem kendimizi hem şiirimizin haysiyetini devletin, lobilerin, tahrif edenlerin, ilkesiz yayıncıların, intihallerin , hoşgörüsüz insanların elinden kurtarmak için çabaladık durduk.  

      

     Büyük vefa
     Şiir yazdığım otuz dört yıl boyunca  bu ülkede kurumlar, medya, yayın dünyası ve lobiler,  kendi güçlerinin endikasyon alanını  adeta sabrımızla da  sınarken,  kendi adıma hep okurun büyük vefasına tutundum. 

     Bana hapishanelerde poşetler dolusu mektuplar gönderen, düşünce suçlarından mahkumiyetlerimde beni her seferinde devletin hışmından çekip çıkaran o  büyük vefaya,  "Bana bir gül ver" diyen şiirimden esinlenip  küf kokan hapishanelere buket buket güller, kurutulmuş güller gönderen o vefaya tutundum. Sadece o insanlardı her şeyi katlanılır kılan. Şiir yazdığım otuz dört boyunca gördüğüm, bu ülkede  hiçbir şeyin onların yürekleri kadar temiz olmadığıydı…

       Şiir, benim için bir etiket ya da marjinalliğin imtiyaz alanı değil, acının göbek yerinden çıkıp geldiğim yerde yaşama bir itiraz, bir varoluş biçimi ve insanlaşma serüveniydi. 

       Benim insanlaşma serüvenimle yazıp,  hayata dağıtmaya çalıştığım dizeleri hiç okumamış,  kitaplarımı hiç görmemiş olanların da kulaklarına o dizeler bazen  bir yerlerde: “Ey hayat, sen şavkı sularda bir dolunaysın/ Aslında yokum ben bu oyunda/ ömrüm beni yok saysın,” ya da “Yakarım Geceleri” diyen şarkılarla çarpmış olmalıdır. En azından “Aşk bize küstü ,” diyen bir dizeyi bir aracın arkasında görmüş de olabilirler. Böylelikle şiir, hayatla ve sokakla buluşup bir nesnel karşılık edinerek yazılış amacına bir biçimde ulaşmış, yani bu anlamda söz  yerini bulmuştu.

     Artık şiir, modern dünyanın ruhsuz, plastik dizaynına karşı can çekişirken, yazdığım şiirlere karşı son görevimin şiir kitaplarımı özenli biçimde bir araya getirmek olacağını düşündüm ve  öyle yaptım.

      Kendi ömrümün de gençliğinden vurulduğu bir zaman aralığında  “Her Ömür Kendi Gençliğinden Vurulur” adıyla on şiir kitabımı  bir araya getirdiğim toplu şiirlerim, artık okurun ve zamanın vicdanına emanet…
  
    Yazı makinemizi tutuklayanları, kitaplarımızı toplatanları, düşüncelerimizi yargılayanları, şiiri bile bu ülkede suç sayanları  yıllar sonra mağlup ilan edercesine on şiir kitabımın bir araya getirildiği bu kitap,  hacmini biraz da okurun büyük  vefasına borçlu.

     Hep yeniden tutunmamı ve  ısrarla yazmayı sürdürmemi sağlayan vefakar  okurlarıma yaşadıkça hep yanımda taşıyacağım minnet duygularımla bir kez daha sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. 
                                        
                                                              Yılmaz ODABAŞI, 14 Haziran 2015, İstanbul

 




Geri
 
     Yılmaz Odabaşı resmi web sitesi ® 2007