YILMAZ ODABAŞI WEB SİTESİ   

www.yilmazodabasi.com.tr

CNN 5N1K Programında söylediklerimle ilgili ulaştırma inceliği gösterdiğiniz yüzlerce mesajdaki içtenliğe, vefaya, duyarlığa minnet duygularımla çok teşekkür ediyorum...Ayrıca doğru anlamak kadar anlamamak veya yanlış anlamak hakkını kullananlara da...(Yılmaz ODABAŞI)

   SANATTAKİ ÇOCUKLUK VE ÇOCUKLUKTAKİ SANAT
      03.10.2009 tarihinde yazılmış ve 426 kere okunmuş.

          SANATTAKİ ÇOCUKLUK VE ÇOCUKLUKTAKİ SANAT

         YILMAZ ODABAŞI

       Sanatın yüreğinde bir çocuk vardır. O çocuk dışarıdaki yetişkinle sürekli kavga eder ve birbirlerine bir şeyler öğretirler.Sanatın yüreğindeki çocuk, sevgiyi, erdemliliği ve estetiğin büyüsünü sever. Yetişkinin dünyası ise çoğu kez zalimdir; estetiği de, duyguları da boğar ve oyunu hep kuralına göre oynar...

        
      Sanatın yüreğindeki çocuk uçarıdır ve kural tanımaz; yetişkini anlar ve onun ruhunu yitiren evrenine ağlar...
      Sanatın yüreğindeki çocuk, bazen yetişkinin zalim, bencil ve duygusuz dünyasındaki erdemsizliklerden de damıtıp önerir erdemlerini. O yetişkin, bazen ülke yöneten bir politikacı, bazen bir tüccar, bir subay ya da kim bilir, belki kendi gerçeğinin acımasız yasalarına kilitli bir fahişedir. İşte, bunların hiçbiri sanatın yüreğindeki çocuğa uzak değildirler de, onlar, sanata ve yüreğindeki çocuğa çoğu zaman uzaktırlar...

       
      “Yaşamı boyunca çocuk kalmak, insan huy ve davranışları içinde bana her zaman en sevimli geleni olmuştur. Nedir peki bu çocukluk dönemi dediğimiz dönemin özelliği? Oyuna, aldatmacaya karşı duyulan sevgi... Mutluluğa duyulan sevgi kadar büyük bir sevgidir bu. Çocuklar büyüklerin onları aldatmasından hoşlanırlar. Büyüklere gelince, onlar da kendi kendilerini aldatmaktan hoşlanırlar; bir dal parçasını bacaklarının arasına geçiren çocuk, artık kendi bacakları üzerinde koşmakta olduğuna değil, durduğu  yerde duramaz, ateşli bir küheylanın üzerinde dörtnala uçmakta olduğuna inanır ve sizin, çocuğun gerçekten atın üzerinde olduğuna inanıyormuşsunuz gibi yapmanız ona yetmez; yapacağınız şey üzerinize dörtnala gelen müthiş bir atın altında ezilmekten kurtulmaya çalışır gibi kendinizi çabucak kenara atmaktır. İnsanları aldatmaya karşı duyulan bu çocukluk sevgisi, pek az ayrıksı durum dışında yaşamı boyunca hiç bırakmaz kişiyi...” der Plehanov.
      Siyasi otoriteler de sanata ve sanatçının yüreğindeki çocuğa hep zalim ve pervasız davranmışlardır; bunun örnekleri sayısızdır. Victor Jara’nın gitar çalan parmaklarının kesilmesinden, Lorca’nın İspanya iç savaşında kurşuna dizilmesine, Nazilerin Brecht’in kitaplarını meydanlarda yakmasından, Pir Sultan’ın infazı ve Nâzım’ Hikmet’ ın mapusluğu ve sürgünlüğüne, hatta ilgisiz gibi görünse de Mayakovski veya V. Gogh’un intiharlarında bile, bir kerte de olsa siyasi iktidar sorumsuzluğu aramak gerekir…
      Siyasi iktidarlar, insanlık tarihi boyunca sanatın gizemli büyüsünden hep ürkmüşlerdir. Çünkü sömürünün, savaşların, köle pazarlarının, bankaların, senetlerin, çek defterlerinin, holdinglerin, galeri komisyonlarının, borsaların vb. nice sistem  sacayaklarının icadında sanatçılar, yüreklerindeki çocukla masumdurlar; onların bu vahşi gerçekliğin oluşumunda hiçbir  katkıları, suçları yoktur.
      Nice savaşın ardından milyonlarca ecelsiz ölümün artığı dünyamızda, hiçbir savaş kararını bir sanatçının verdiği görülmemiştir. Ama siyasi iktidarlar ve savaş kararlarının yazıcıları, insanlık tarihi boyunca sanatçılarla savaşmaktan ve uzlaşmadıklarında her koşulda onları yargılamayıp yok etmekten caymamışlardır...
      Siyasi iktidarlar sanata ve yüreğindeki çocuğa zalim davransalar da, sanatçı yüreğindeki çocuğa özenle bakar. Fakat bir gün sanatçının yüreğindeki çocuk da büyürse eğer, yetişkinin o zalim ve ruhsuz evreninin yolunu tutar ve böylelikle bir sanatçı yüreği olmaktan çıkar.

      “Çocuklar ve Adresler” adlı kitabımda, çocukların büyümeleri hakkında şöyle yazmıştım: “Çocuklar büyüdükçe kırgınlıkları da onlarla birlikte büyür. İkiyüzlülükleri de onlarla birlikte büyür. Büyümek ise, çok şey değil, yeryüzünün ve hayatın bütün kötülüklerine cömertçe bir kahkaha savurabilmeyi daha iyi becerebilmektir sadece...”
      Ama sanatçıların kahkahaları, gereği kadar cömert de değildir ; onlar, üretmeleri için kendilerine çokça gereken bir yalnızlık zırhında yeryüzünün ve hayatın acılarını üstlenir ve üleşirler; bu da olsa olsa mutsuzlukla özdeşleşmektir.

     
      Örneğin yazmak; İlhan Berk, kendisiyle yapılan bir söyleşide: “Bana bu yeryüzünü cehennem eden yazmak eylemi...” diye söze girer.
      Sanatsal üretim ise, bu mutsuz olma durumuna bir manifestodur. Hem niçin mutsuz olunmasın ki? “Sanata ve çocuğa bu kadar zalim davranmış bir dünyada, sanatçısını döve döve öldürmüş, çocuklarını elleriyle asmış bir dünyada, sanatı ve çocukluğu gerçekleştiren o zarif duyarlığa, o düşünsel, duygusal duyarlığa büyük yer var mı?

      Aşkta da, inançta da, sevinçte de, sevgide de kolayca kaçılan bir dünyada, sanattaki çocukluk ve çocukluktaki sanat, şehvetin, bireyciliğin, bilgisizliğin, kasabalığın, bencilliğin, bencilliğin süngüsünü yemiştir; artık bu dünyada çocuklara yer yok. Sanat şemacılığın, tüccarların, çocuklar köprü altlarının eline düştü!”
      Sanatın yüreğindeki çocuk, kendi evreninde dinginken, dış dünyanın o katı ve örseleyen gerçekliğinden onuru ve yüreği incinmeden nasıl kurtulacaktır?Makyavelist politikacılardan, sanat tacirlerin den, kitap yakan subaylardan, sorgu memurlarından, insanın sınırsızca düşün me ve ifade özgürlüğünü yasalarla yaptırım altına alanlardan, sanatsal üretimin saçaklarında kümelenmiş lümpenlerden, ekonomik ve sosyal kuşatmalardan, sanat yapıtının bilgisiz ve saygısız kimi tüketicilerinden, tecimselliğin ve popülizmin pençesine düşmüş işgüzar editörlerden, sanat yapıtını bir meta olarak algılayan kimi ajans ve şirket yöneticilerinden, sansür kurullarından ve benzerlerinden nasıl, nasıl korunup kurtulacaktır?
      Varsayalım ki korundu bütün bunlardan; ya o futbol maçlarından dönen on binlerin ağızlarına köpük düşüren fanatizmin  küfürlerden, yollardaki balgamlardan, “yavrum benim”lerden, arabesk kederlerden ve kanın oluk oluk aktığı bir dünyada hiç dinmeyen yürek örselenmelerin den nasıl, nasıl korunup kurtulacaktır?
      İkibinli yıllarda sanatın yüreğindeki çocuğun ipe çekilmesinde katkıda bulunanlar ve sanatın kendini gerçekleştirebilmesinin önündeki yüzlerce engelin bütün özneleri, bu ruhunu yitiren dünyada hızla mevzi kaybeden, hem de metalaştırılan, magazinleştirilen sanattaki çocukluğun ve çocukluktaki sanatın böyle onulmaz yaralar almasının hesabını  verebilecekler mi?
      “...Pamuk yüzlü köylü kadınlarını anlatan ressamlar,  geçmişin yıkıntılarını elden kaçırılmış ve yeniden yaşanılması gereken değerler olarak gösteren düşünürler, umutsuzluğu yaşamın en belirleyici kategorisi yapmaya çalışan şarkıcılar, en olmadık sorunları en büyük sorunlar gibi işlemeye çalışan eleştirmenler, yeteneksiz insanı yazar yapan yayıncılar, şehveti yaşamın tek anlamı gibi göstermeye çalışan ve yaşadığı kepazelikleri yakası açılmadık sahnelerle bize yeniden yaşatmaya çalışan romancılar, feleğin çemberinden geçmiş felsefe profesörleri, bastığı yerde ot bitmeyen siyaset adamları... Hepsi... Hepsi sanatın ve sanatın yüreğindeki çocuğun ipe çekilmesine katkıda bulundular!”
      Ancak, yüreğimde orta şiddette bir depremle inandığım şu ki, insanın yüceliğini, zarafeti ve barışı öneren sanat, hızla kirlenen dünyada süren bu hız karmaşada hâlâ en saygın sığınak olarak duruyor...Bizi koruyacak, onaracak , aklayacak ve daha çok insanlaştıracak bir sığınak.
      Yine de anlaşılan, bu dünya, çocukluktaki sanatı ve sanattaki çocukluğu korumamakta ve korumasız, savunmasız bırakmakta daha çok diretecekti. Bu yüzden yitirilenlerin ruhları Kafka’dan Puşkin’e, Pavese’den Nâzım’a bütün yetişkinlerden davacı şimdi…
      Yalnız ölenler mi? Ölmeye yakın dura dura hâlâ çocuk kalmakta diretenler de... Yani bizler de... Bizler de!

                                                                   Ankara,1996

     "Sevginin Herkesten Şikayeti Var" adlı kitabından.

 

  
Etiketler :

  Yazdır Facebook'ta Paylaş Arkadaşına Gönder YAZILARINDAN




 
      DUYURU

Açıklama:

1-Referanduma -hiçbir lobi veya partiye biat etmeden- özgür irademle "Evet" tercihim için Kemalizmi solculuk ilan etmiş  bazı sözde SOSYALİSTLER, CHP'liler, PKK'liler ve MHP'liler hep birlikte, yan yana bana şaşırtııcı bir tahammülsüzlük ve ilginç, hastalıklı bir öfkeyle saldırmayı sürdürüyorlar. İzliyorum...

Son olarak Kemalist bir sitede Sevgi ÖZEL, Politika Dergisi adına "sosyalist" bir sitede Hayri GÜNEL adlı şahıslar, beni eleştiren, kınayan yazılar yazdılar.Fakat bu yazılar "vakit tamam, seni terk ediyoruz Yılmaz Odabaşı," diyen tümcelerle sona erse de, bir düzey içinde yazılmışlardı.Eleştirel bakma haklarını kullanmışlardı.Saygı duyuyorum...

 

Fakat:


Bdp Çizgisinde yayın yapan bir günlük gazetede sırf referanduma"evet" dediğim için,  amirlerinin talimatlıyla hakkımda bir sürü yalan uydurmak zorunda kalan Doğan Durgun adlı icazetli kalemin -her kimse- yazdıklarında saçma sapan yalanları ve ahlak dışı iftiraları yeğlemesi, çirkin olmaktan öte hazindi...Yazdıklarında (yıllar önce  şaibeli bir ödülü reddettmem hariç) iddialarının tümü yalandı; bu iddialarını kanıtlamazsa, yazdıklarının tümünün yalan olduğunu bu web sitemde bir bir kanıtlayacağım."Evet" dememi elbette eleştirebilir, ideolojik veya siyasi bir hesaplaşması da olabilir.Fakat yalanlar, iiftiralar sıralayarak değil,  bunu bir düzey ve asalet sınırları içinde veya yazdıklarımı eleştirerek veya çürütürek yapabilmeliydi...Bana birkaç yılda bir pervasızca saldırtılan bu kalemler, Kendilerini yıllardır kişilik haklarım adına bu devletin mahkemelerine şikayet etmediğimi, etmeyeceğimi de biliyorlar.Gazetecilik ahlakından yoksun oldukları için tekzip de yayınlamıyorlar.Bu nedenle Doğan Durgun adlı zibidiyi yazmak zorunda bırakıldığı yalanları, iftiraları için esefle kınıyorum ve böyle adamlara artık kin de duymuyor, sadece acıyorum...

1991 yılında yine bu geleneğin yayınladığı "Yeni Ülke" gazetesinin yayın yönetmeni, tam on dokuz yıl önce o gazetede aleyhime çirkin bir yazı yazdığında, günlerce Diyarbakır'da evimden dışarı çıkamamıştım.Aynı kişi, soyluluk göstererek tam 18 yıl sonra, Ekim 2009'da Almanya Essen Üniversitesi'ndeki söyleşimde, okurlarımın tanıklığında kalkıp özür diledi ve "ben o yazıyı yazmaya mecbur kalmıştım!" dedi.Benzer örneklerle yıllar yılı çok karşılaştım.Ayrıca bu kişiler, daha önce de örneklerine rastladığım gibi mesnetsiz, edepsiz iftiralarla bu denli çirkinleşirken, ben Bdp Seçmeni olduğunu vurgulayan pek çok insandan günlerdir referandumda "Evet" diyeceklerini söyleyen çok sayıda dostane mesajlar alıyorum.Çünkü onların vicdanları özgür...Sırtını benim gibi sadece kendine ve vicdanına yaslayamayan, gazetelerinden atıldıklarında birer hiç olabildiklerini çok gördüğüm Doğan Durgun gibi  birtakım güdümlü adamlar, asla BDP seçmeninin vicdanını temsil edemezler!Kürtleri güdülecek bir "sürü" gibi de göremezler.Herkes vicdanında, tercihinde özgürdür.Ben de evet diyorum ve isteyen de özgürce evet diyebilmeli, BDP de Kürtlerin tercihine saygı duyabilmelidir.Sonuçta bu bir seçim veya hükümete güvenoylaması değildir.BDP seçmenleri de "evet" dediklerinde birer AKP'liye de dönüşmeyecektir...

 

II-CNN Turk'teki  5N1K programda söylediklerim, kendimden öte, asla hiçbir lobi, kurum, parti vb.adına değildir.AKP ile uzaktan yakından hiçbir ilişkim, yakınlığım olmadığı gibi, HAK-PAR gibi lobi ve partilerle de hiçbir ilişkim yoktur.Ya da kimilerinin iddia ettiği gibi Kürtler dahil hiçbir camia ya da kurumla, hatta hiç  kimseyle maddi herhangi bir çıkar ilişkim yoktur ve aksi kanıtlanamaz...

 

III-Facebook'ta adımla açılmış sahte bir grupta Fetullah Gülen'in niçin hacca gidip gitmediği gibi tartışmalarla hiçbir ilgim yoktur.Web sitemin linkler butonunda yer alan üçüncü sıradaki linkte, grubun sahte olduğu, o grupla ve orada paylaşılanlarla hiçbir ilgimin olmadığı daha önceleri tarafımdan hem facebook grubumda hem web sitemde açıklandığı halde, o gruptaki saçmalıklarla ilgili şahsımı itham etmeniz, o sahte grubun adımla kurulması gibi bir başka haksızlıktır...

 

IV-Düne kadar Sosyalizmin evrensel değerleri ve argümanlarıyla konuşurken, bugün sadece Kemalizmin statükocu değerleriyle konuşanlar, ordunun imtiyazlarını korumak adına konuşanlar, "sivil mahkeme de olsa Erdal Eren'in yaşını küçültüp asabilirdi," diyenler, beni suçlamadan önce dönüp kendilerine irkilerek bakmalıdırlar...Ben hiçbir zaman bir PKK'li olmadığım gibi, bir Kemalist de olmadım.Bunu kanıtlayacak bir tek cümlemi bulamazsınız.Bana kemalizm adına öfke yağdıran sizler, niçin, hangi hakla sizlere ihanet ettiğimi düşünerek suçlayabiliyorsunuz?Öfkelenmenize ya da sinirden faşist subaylar gibi kitaplarımı yaktığınızı yazmanıza gerek yok, böyle bir hakkınız da yok.Benim çizgim, anlamasını bilenler için hep netti.Fakat sizler pek çok  şeye olduğu gibi, bu konuya da derinlemesine nüfuz edemediğiniz için, beni değil, asıl kendinizi ve zamanın dipfrizinde kalarak 2010'a gelmeyi unutmuş 1970 model ufuksuz, rotasız ve halkların kardeşliği şiarını çoktan unutmuş nasyonal solculuğunuzu suçlamalısınız...(Yılmaz ODABAŞI)

Bu sitedeki yazı, şiir ve görsel materyalleri, kaynak göstermek suretiyle site ve forumlarınızda yayınlayabilirsiniz...

Müzik dinlemek için yukarıdaki müzik butonuna basıp on sn. kadar bekleyiniz...

Yılmaz Odabaşı'nın internet ortamında paylaşılan şiirleri, çok sayıda dil ve yazım yanlışı içermekte ve bazı şiirleri eksik ve/ya adları değiştirilerek paylaşılmaktadır.Bu nedenle şiirlerini, bu sitenin ŞİİRLERİNDEN butonundan okumanızı öneririz...(Webmaster)













































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































    HİKAYELERİNDEN
    ANILARINDAN
    PORTRELER
    HABERLER
    SÖYLEŞİLER
    BASINDAN
      MULTİMEDYA
   Flash-Animasyon
 
Videolar
 
Fotoğraf-Şiir
  ● MP3 İndir
      GALERİ
   Objektifinden
 
Kişisel fotoğrafları
 
    ZİYARETÇİ DEFTERİ
    NE DEDİLER
    KONUK YAZARLAR
    LİNKLER